Levent's profileGÖZLER NE RENK OLURSA OL...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    May 24

    Kıssadan Hisse...

    ( Kıssa'dan hisse...)

    Dünya hayatında hep kötülük işleyen bir adamı ölünce
    cehennem kapısında bir melek karşıladı. Melek adama
    şöyle seslendi: "Hayatta iken tek bir gün bile birisine
    iyilik yaptıysan buraya girmeyeceksin. "
    Günahkar adam uzun süre düşündükten sonra,
    bir keresinde ormanda gördüğü örümceği hatırladı.
    Balta girmemiş ormanda yürürken önüne
    bir örümcek ağı çıkmıştı. Adam ağı bozmamak
    ve örümceği ezmemek için o gün yolunu değiştirmişti.
    Heyecan içinde o günü meleğe anlattı.
    Melek adama gülümsedi ve ardından elini şaklattı.
    Gökten bir örümcek ağı inmişti.
    Adam bu ağa tutunarak cennete girebilecekti.
    Adam neşe içinde ağa tırmanırken cehennemden bazıları da
    bu ağa tutunarak cennete gitmeye çalıştılar.
    Ama adam ağın o kadar çok insanı taşımayacağından
    korkarak onları itmeye başladı.
    Tam o sırada ağ gerçekten koptu ve diğerleri ile
    birlikte adam da cehenneme düştü.
    "Yazık" dedi melek.
    "Bencilliğin, hayatında işlediğin tek iyiyi de kötülüğe döndürdü.
    O insanlara şefkat gösterebilseydin eğer,
    ağın herkesi taşıyabileceğini de görecektin."


    ''YAŞAMIN ÖRÜMCEK AĞINI ÖREN İNSANIN KENDİSİ DEĞİLDİR.
    O, BU AĞDA SADECE BİR TELDİR VE BU AĞA YAPTIĞI KATKIYI
    ASLINDA KENDİ YAŞAMINA YAPMAKTADIR.....

    www.levent-tatli.spaces.live.com

    May 23

    HAZAN....

    Veda eder ağaçlar yapraklarına bu mevsim. Sevdalar inadına daha koyulur.
    Ve doğanın hırkası sarıdır artık. Renklerin armonisi yaşanır ardı sıra.
    Yeşil kırmızıya, kırmızı sarıya bırakır yerini gün be gün.

    Hazin bir yitişin ilk çağrısı mıdır sonbahar yoksa, yeniden oluşum kozası mı?
    Ölü toprağı serpilmiş şehirlerin yalnızlığında uyanılır gecelerin sabahına.
    Kelebek bakışlarında hayal edilir okyanuslar... Bir bir yüzüne kapanmıştır
    kapılar kalabalığın. Kordon Boyundaki bank dost arar dertleşecek.
    Deniz üstü sohbetler özlenir olmuştur. Çilingir sofrasının
    kahkahaları yankılanır balıkçı iskelesinde. Ağaçlar yavaşça bırakır
    yaprağını yere, asi çiçekler bekleşir toprağın eşiğinde. Sayfa
    arasındaki gül yaprağıncadır hülyalar. Maviye, yeşile mersiyeler yazılır
    çatlamış dudaklarca. Ellerinde topaçları yaz çocukları, kaçışır her biri bir köşeye.
    Camdaki buğuya çizilince sıkıntıların resmi, son sıcağı da çekilince bedenden
    yazın, eylül kuşlarına yüklendiyse menevişler artık hazana akmaktadır zaman.
    Güneş, Kaf Dağının ardındadır umarsız.

    Ve bir seyyahın zulasında bir dahaki dönüşe götürülür umutlar.
    Beklemekse eğer yazgımız, hazanın sonunda elbet bahar olacak.


    Arif ÂGÂH

    www.levent-tatli.spaces.live.com

    May 10

    seni anlatabilsem

     
    Seni anlata bilsem seni
     
     
    En zor dağlara denizlere
     
    Varsın olsun ölesiye yanlızlığım
     
     
    Dudağımdaki isminle
     
    Ama bir hesaplaşmada gerek ÖLÜMLE
                                           Ömer Durukan
     
                      ömer durukandan sevgili eşi için yazdığı şiiri yayınlamaktan mutluluk duydum teşekkürler Ömer kardeşim
                                                                   www.levent-tatli.spaces.live.com

     
    May 09

    Sevgili Anneciğim...

    Sevgili Anneciğim,
    Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki,
    çocukları anne olunca çocuklaşıyor anneler...
    ... Ve insan, zamanın nasıl insafsız
    bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anlıyor.
    Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların
    'Bundan sonra ağır kaldırmak yok' müjdesinden
    beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı...

    Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca
    değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin.
    Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin
    iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin,
    kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın.
    O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar
    ortak üretiyor, tüketiyoruz.
    Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin,
    yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz
    kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik...
    Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense; tarihin
    en iyi annesi... Her çığlıkta
    başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm.
    Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin
    o bencil alışkanlığıylaayakta kaldım.

    Sevginle donandım...
    Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi
    ve yaşamın acımasız kuralı işledi ;
    Büyüdüm... Senin kollarında 'sen'den habersiz,
    bambaşka bir 'ben' çıktı ortaya. Bazen o eski 'ben'e
    hiç benzemeyen bir 'ben'... Çünkü farkettim ki,
    anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş.
    Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun,
    ben her yalanda burnumu yokladım.
    Şaşırdım. Bostandaki lahanaların,
    ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin
    modasının geçtiğini gördüm sokakta...

    Söyleyemedim sana...
    'Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık
    eskisi kadar geçerli olmadığını' anlatan kitapları
    salonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın diye...
    Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeniden;
    'Devir de amma değişti' diye yakınırken sen;
    ben ilginle boğulduğumdan dertlendim.
    Bir yerim yaralandığında 'Anam görürse
    ne kadar üzülür' diye gizlemeye çalışmak
    küçük bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin?
    Acından çok onda yaratacağın acı, acıtır canını...

    Oysa ne çok acılar paylaştık seninle...
    Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber...
    Nasıl dar günlerde yardıma koşup,
    kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin?
    ...Lakin artık kafesten uçma vaktiydi.
    'Danaların girdiği bostan'da ayakta kalabilmenin yolu,
    tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.

    Yargıladık birbirimizi bir dönem...Sorguladık...
    ...Sen bana eş dost çocuklarını örnek gösterdikçe,
    ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar oldum.
    Sen her sohbete 'Bizim çocukluğumuzda...'
    diye başladıkça ben, değişen
    takvim yapraklarını koydum önüne...

    Nasıl da zalim bir çark bu değil mi?
    Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde
    yuvadan uçacağını bile bile
    koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun...
    Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor.
    Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi,
    kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi...
    Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi...
    Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça
    yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları...
    Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda...Bakışlarla anlaştık.
    Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı...
    Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk.
    Ben büyürken seni de büyüttüm.

    Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi...
    Çünkü küçücük bir el saçlarımı kavrıyor geceleri...
    Karyola başlarında uykusuz geceler geçiriyorum.
    Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu;
    yalancı çocukların burunları uzuyor masallarda,
    öpülen kurbağalar prens oluyor.

    ...Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin
    geçersizleştiğini anlatan kitapları
    kaldırıyoruz salondan gizli gizli...
    O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye
    devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları...
    İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor
    sevginin değerini...
    Bense sevginden mahrum kalmaya
    fazla dayanamayacağımı biliyorum.

    O yüzden bu Anneler Günü'nde
    sana upuzun bir ömür diliyorum.
    Hem biliyor musun?
    'SENİ ÇOK SEVİYORUM'......

     

    Can Dündar

    www.levent-tatli.spaces.live.com

     
    May 08

    HER DAKİKA AKLIMDASIN


     


      SANA DUYDUĞUM AŞK SÖZLERDEN GÜÇLÜ OLDUĞU İÇİN SUSMAYA KARAR VERDİM...

    www.levent-tatli.spaces.live.com

    May 06

    ANLAMALIYDIM...

    Anlamalıydım ben üzüldüğümde kılını kıpırdatmamandan,
    sadece işin düştüğünde aramandan. "N'aber, nasılsın" lâfının arkasına
    "Bir görüşelim mi?" ekleyememenden, anlamalıydım sevgisizliğini...

    Ben, seni görmek için sınırlarımı zorlarken,
    senin umursamamandan, alaycı konuşmalarından,
    ya da senden vazgeçerim diye korkup
    önüme bir parça yem atmandan anlamalıydım...

    Ben, hayatta hiç kimseye bu kadar sabırlı
    bu kadar mülayim davranmamıştım oysaki.
    Severdim özgürlüğümü, asi olmayı, bir bardak suda
    fırtınalar koparmayı, kimseye hesap vermemeyi...
    Bir bunları severdim bir de seni sevdim...
    Sevgilin değil sevdiğin olmayı istedim....

    İlk defa biri benden hesap sorsun istedim, bir açıklama beklesin.
    Bu biraz açık değil mi ya da "Hayır bir yere gitmiyorsun,
    evde oturuyorsun" dan başka bir şeydi bu...
    Beni sorgula, duygularımı sorgula istedim. Olmadı...

    Ne kadar da kolaydım senin için, ne kadar da zahmetsiz...
    Tabiiki, bocalardın, emindin düzgün insan olduğumdan
    hayatında hiç karşına çıkmamış kadar düzgün,
    emindin seni çok sevdiğimden ve düşündüğümden;
    öyle olmasaydı her probleminde ilk beni arar mıydın?

    Nedenleri, niyeleri merak etmedim hiç, inan etmedim...
    Bu kadar sevgisizliğinde seni nasıl bu kadar sevdim, onu merak ettim.
    Benim için ne düşündüğünü, beni nasıl gördüğünü,
    sendeki beni merak ettim...

    Artık hayal kurmuyorum, geçmişe bu kadar bağlı olmamın sebebi;
    o zaman çok mutlu olmam bunu biliyorum... Şimdi tekrar
    başlasak da, yalnızlığı paylaşsak da sana gönlümü açabilir,
    gözüm kapalı güvenebilir miyim sanıyorsun?

    Şimdi artık tek başınayım...
    Hiç değilse hakkını veriyorum yalnızlığın.
    iki kişilik kocaman bir boşluktansa
    sensizliği ve yalnızlığı yeğlerim...

    Artık kendimi görmemek için aynalara bakmıyorum,
    üşürüm diye kazağını giymiyorum,
    ağlarım diye türkü söylemiyorum.
    Belki de sen haklısın!
    Artık ben bile kendimi sevmiyorum...

                  www.levent-tatli.spaces.live.com