Levent's profileGÖZLER NE RENK OLURSA OL...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
April 30 sen gidersen...![]() SEN GİDERSEN Sen gidersen sesin gider Kokun gider yüzün gider Ay dolanır pusularda Tenim titrer gecem biter Sen gidersen yüzün gider Martı küser baykuş öter Senden kalan son hatıra İki damla yaşın gider Sen gidersen boyun gider Posun gider sözün gider Bir şey kopar yüreğimden Çatılmadık kaşın gider Sen gidersen kim kıskanır Kim dolanır pencereme kimler gelir kimler geçer Çift kapılı şu hücrede Sen gidersen sohbet gider Tadım gider tuzum gider Dinlediğim her şarkıda Tel kırılır sazdan düşer Sen gidersen başkent gider içim üşür ayaz düşer İzmir de konak meydanı İstanbul da taksim düşer Sen gidersen canım gider Adın geçer içim titrer Şu dağlanmış yüreğime Sevda denen akkor düşer Sen gidersen herşey gider Sesin gider,sesim düşer Sen gidersen ey sevgili Ben biterim,şiir biter... Bedirhan GÖKÇE www.levent-tatli.spaces.live.com April 28 zamanla...
sevmek sevilmek...SEVMEK SEVİLMEK ve AŞK....belki bunlar dünyanın en güzel duyguları.belki bunlar hayatı ve yaşamı anlamanın en güzel yanı belki bunlar mutluluğun birer simgesi;ama ya YALANSA evet yalansa;karsınızdakinin sevgisi size karşı koca bir yalansa,o zaman napardınız? yada naptınız...!? Hayat göründüğü kadar adil yada cömert değil.çünkü insanoğlu elindeki nimetlerin kıymetini ve değerini bilmeyecek kadar nankör,çünkü insanoğlu çabuk sıkılgan bir mahlukat...ve işte bu yüzden zamanında destan,hikaye olmuş hatta ölümsüz değer kazanmış telaffuzu bile zor olan SEVGİ ve AŞK kelimelerinin insanoğlunun sıkılganlığı yüzünden bu zaman kadar değişmiş ve çok basit bir hal almıştır hatta bazılarına göre artık bir oyuncak bile olmuştur... İşte çok basitleşen bu kelimeler günümüzün gençleri hatta çocuklarında bile iğrenç bir hal almıştır...
HANİ BENİ ÇOK SEVİYORDUN...? Evet hani beni çok seviyordun? Yada noldu senin o ulaşılmaz sevgine? Yada hani benim için ölüyordun? Yada hani bizi kimse koparamazdı? Yada hani ölene kadar sen hep benimdin....Noldu!noldu şimdi,sana soruyorum noldu senin o doyumsuz sevgine ulaşılmaz aşkına...Hani ikimiz için elinden gelen her şeyi yapçaktın;Hani sen ve ben yoktu BİZ vardı;hani aşkımız bir örnek olacaktı...NOLDU Seninki de bir OYUNDU seninki de koca bir YALANDI demi;??? Sen çünkü SEVEMEZDİN; sen çünkü bir kişiyle YETİNEMEZDİN;çünkü sen sevmek yada sevilme yükümlülüğünü üstüne alamazdın çünkü taşıyamazdın;çünkü sen gerçeklerden korkuyordun;çünkü sen hayata toz pembe bakıyordun;çünkü sen hayatı bir oyun görüyordun;çünkü sen mutluluk ne demek bilmiyordun;çünkü sen AŞK ve SEVGİ ne demek bilmiyordun...Bilmeden nasıl sevebilirsin ki zaten;sen hayata nasıl karşı dura bilirsin ki,hadi onları da geçtim sen nasıl kendine İYİLİK yapabilirsin ki;alışmışsın çünkü hayatın yanlışlarını doğru gibi görmeye alışmışsın haya pembe gözlükle bakmaya;sen nasıl zora gelebilirsin ki...söyleeee ŞİMDİ SORUYORUM SANA... Yalan söyledin de eline ne geçti???mutlu oldun mu???yada amacına ulaştın mı???arkada bir insanın duygularıyla oynayıp sonra sıkılıp gitmeyi yakıştırabildin mi kendine yada hiç düşünmedin mi benimde bir gururumun olacağını???hadi bunları boş geç bunları takma gitsin bunun öteki tarafını hiç düşünmedin mi???İlla olması mı gerek hayatınızda bu oyun sitilinin???yada ne istediniz güzelim,anlamları dünyaya bedel kelimelerden,bu oyunun adını illa SEVGİ yada AŞK koymak zorunda mıydın...? Beni ağlatmaya,hayata küstürmeye,hayallerimi yıkmaya yada AŞK VE SEVGİ kelimelerinden nefret ettirtmeye hakkın varmıydı.?
İŞTE ŞİMDİ CEVAP SIRASI SENDE SÖYLE... April 23 de gülüm...de gülüm! De ki: ela birgünde geleceğim istanbul darmadağın olacak, saçlarım darmadağın. Hepsi, darmadağın! üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte, ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm hem de çelikten toprağını dele dele hayatın! de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir sevgi, bitmiştir güven! güven bana gülüm! sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır hasretten - hakikatten- ten değiştiren yüzüm! göreceksin gülüm! Bekle! hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere hainlere, ezilmelere alışacak... göreceksin – sevinçten ağlayacaksın gülüm - ki işte o vakit bana – doğrudur! - şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak! bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var sokaklar var, kediler! inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize! ölüm inananlar için sessizce kara kaplı kitaplardan çıkartılacak... göreceksin gülüm! bekle, göreceksin! Artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz Bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak www.levent-tatli.spaces.live.com April 22 Umutlarım...Henüz yumuktu elleri umutlarımın Üstü başı süt kokuyordu SEVDAMIZIN.... Bulutları göç etmişti gönlümün SEVİYORDU kadın yanım... Uzun virajlı yol ayrımında Birlikte söylüyorduk türkümüzü Ritmi duyuluyordu kalp atışlarımızın ÖZLÜYORDU kadın yanım...
April 19 sevginin sözünü edenler ile sevgiyi gerçekten yaşıyanlar arasındaki fark...
Sevginin sözünü edenler ile sevgiyi gerçekten yaşayanlar arasındaki fark..
Bir gün, ermişlerden birine sormuşlar: "Sevginin sözünü edenler ile sevgiyi gerçekten yaşayanlar arasında ne fark vardır?"
April 18 içi kararanlara işte bahar :) Bahar, alıp başını gitmelerin mevsimidir. Sebepsiz yere bazen... Önünü ardını hesaplamadan... Hesapsız, kitapsız çekip gitmelerin mevsimidir bahar... Bir bakarsınız kekik kokulu bir nisan sabahı koparıp alıverir sizi hayattan... Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle yollara düşersiniz. Demir alır gönlünüzün limanındaki gemiler... Açılır gidersiniz... Aradığınız belki yüzülmemiş denizlerdir, belki keşfedilmemiş sevdalar, belki hiç yazılmamış satırlar... Yüzmenin, sevmenin, yazmanın heyecanıyla coşarsınız. Dünyaya sırtınızı dönüp yürürken, o yaşanmamışlıkların izini sürersiniz kuytularda... Ve çoğu zaman kendinizle karşılaşırsınız umulmadık bir köşebaşında... Elele tutuşur yürürsünüz içindeki çocukla... O'nu büyütmekten korkarak... * * * Önünde bir nisan sağanağı varsa, geriye dönüp bakası gelmez insanın... Oysa fotoğrafları henüz tazedir dünün ayazlı gecelerinin... Kışı birlikte aştığınız dostluklar sımsıcak durur yüreğinizde... Sadakatin ve yerleşikliğin güvenli kolları huzur vaadeder ardınız sıra... Gel gör ki baharın kokusu dayanılmazdır. Ilık bir rüzgar ruhunuzdaki isyanı okşar. "Hadi sokağa" diye bağıran sirenler çalar içinizden... Derinliklerinizde tutuşturulmayı bekleyen alevler kı vılcımlanır. Kalbinizden havalanan güvercinlere şaşakalırsınız. Sanki gitmek sadakattir: kalmaksa ihanet... 100 günü aşkındır bu köşede Yeni Yüzyıl haftasonlarında birlikte olduk sizlerle... Güldük çoğu zaman ya da kızdık öfke dolu sözcüklerde... Mahzunlaştığımız da oldu, çocuklaştığımız kadar... Yeni sözler söyleme derdine düştük, eskiye sırtımızı dönmeden... Zorlu bir kışı, kırık dökük satırları ufalayıp ateşleyerek geçirdik. Yeni bir yüzyılın silueti gülümsedi siz sayfaları çevirdikçe... "Ha doğdu, ha doğacak" denilen gazete, yeni kızlar, yeni oğlanlar doğurdu yeni doğacak bir yüzyıl için... Sonra nisan geldi... Sokakta direnilmesi imkansız bir çimen kokusu... içinin bir yerinde yuvadan erken ayrılmanın, sokakta hırpalanmanın korkusu... Lakin bahara söz geçirmek ne mümkün... Bir kez çiy düşmeye görsün kış mahmuru bedenlere... ...Coşkuları dizginleyebilene aşkolsun... * * * Bu yüzden izin istiyorum sizlerden... Bu köşe (kış köşesi) baharla buharlaşıyor. Geriye bakınca hüzünleniyorum elbet... Çünkü geride güzel bir doğuma ortak olmanın tatlı heyecanı var. Ve paylaşılmış köşelerde benzer duyarlılıklar... Ve sımsıcak dostluklar... Ama önümsıra yüzülmemiş denizlerden iyot kokuları çarpıyor burnuma... Yeni Yüzyıl'ın ilham verdiği baharlar çağırıyor. Şimdi gitmek sadakattir, kalmaksa ihanet... O yüzden bir an önce kanatları takıp, uçmakta yarar var... Yeni baharlarda, yepyeni bahar şarkıları söyleyebilmek için... Hep beraber... içimdeki bozgun...
Suskular sinmiş duvarlara… Sabrım sınanıyor acıların örsünde…Bir yük vagonunda gider gibi geçiyorum yılların üzerinden..Vagon yükü acılar taşıyorum sol yanımda… Ve hiç unutmuyorum sevgi expresinde hep bir kaçak olduğumu… Yol boyu mırıldanıyorum türkümü…Sesimde gurbetin ateşi ve yüreğimde tutsak bir sevdanın sızısıyla yana-yakıla yaşıyorum…
Bir tufanda boğuldu sevinçlerim.. Ne vakit Uçursam beklentilerimi umudun gökyüzüne; soğuk rüzgarlar döve döve içeri aldı beni… Mermileşmiş yasaların kesin hükümlerine geçmedi , sayfalar dolusu savunmalarım.. Ne yana dönsem hükümlü duvarlar örüldü gözlerime….
Şimdi kan kaybeden bir yaradır içimdeki bozgun… Zafere gidilecek yollar ortadayken,kelime oyunları arasına sıkıştırılan , yüklemsiz cümleler kaldı avuçlarımda…
Yine yanlış notalarına bastım hayat türküsünün… Kanlı bir yenilginin,kangren olmuş düşlerini kesiyorum kör bir bıçakla.. Koca taşlarla vuruluyor habil yüreğime; Ölüm kusuyor kabil soylu haydutlar… Öldürülüyorum faili meçhul satır aralarında…
Şimdi hangi kapısını aralasam düşüncelerimin; Adını özgürlük koyduğum tutsaklığıma açılıyor bahçesi Sonra ;hapislik başlıyor içimde … Odamın ışıklarını gündoğumuyla söndürmeyi öğreniyor uykusuzluğum… Üstümde kuşları vurulu sağır bir gökyüzü… Uzaklara sürgün edilmiş bedenimle, başımı ağırtan cümleler biriktiriyorum yenikliğimin kavrukluğunda…
Uykusuzum… Uyanıyorum gecenin kör bir vaktinde; Birden bire duvar,birden bire hüzün.. aç karınla sigara içmeyi dayatıyorum ciğerlerime… Nereye sığınsam bıçak gölgesi düşüyor yalnızlığıma..
Uykusuzum,Zulmün bağrında aldırmadan yağan soğuk yağmurlara.. April 17 Yalan...![]() Yalan Hadi gidiyorsun Yürekten kan gidiyor, sen gidiyorsun Herşey gidiyor Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor Solgun bir gül oluyor insan Bir demet kar çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun Bakma öyle Ben kanıyorum sen üşüyorsun Kolay değil bir yalan bu Yaralayan koca bir yalan Yalan işte Sevdiğim yalan Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi Yumuşacık sıcak bir yalan Islak gözlerimle geçiyorum Yaralı bir ceylanın kalbinden Ceplerimde kül var Bir yangından arta kalan Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman Herşey bir yalan gibi yandığı zaman Yalnız olduğunu anlıyor insan Anladım ve geçtim Yaralı bir ceylanın kalbinden Aynamı kırdım, fotoğraflarımı yaktım Nasıl da acımasızdım tafralarıma karşı Nasıl da umarsız Su gördüm düşümde Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu Sonra sabah oluyor Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu Hayır, diyordu bir dağ köylüsü Hiç bir şey için geç değil Ve geç değil Birşey için hiçbirşey Birşey vardı öyleyse, birşey Beni çeken Güneşin dağdasından uzağa Kocaman çayırlara çeken birşey Gümrah ırmaklara Sonra sıcağa sonra acıya Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan birşey Tutsana beni bırakmasana Olsun, yaralasana Olsun, ağrısa da Yalan da olsa kalsana Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım Sen olmasan da ben varım Yağmur yağar, saçlarım filizlenir Bir yıldız düşer omuzlarıma Islık çalar, ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapımdan Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan Tanırlar beni En iyi yalanlarını alırım onların Adresler sorarım kimseler oturmaz orada Ve kimseler olamaz ben sordukça Dağ köylüsü Şimdi gidersen Şimdi git Kalırsan şimdi April 16 Sen yoktun Sultanım...![]() SEN YOKTUN Sen yoktun… Hz Âdem’deydi nurun Önce cenneti, Sonra yeryüzünü şereflendirdin. Âdem nuruna affedildi Arafat bu affa şâhitti
Sen yoktun Nuh’un gemisindeydi Nurun… Dalgalar yeryüzünü boğarken Taprağın bağrındaki su Gökyüzüyle buluşurken Ve bu bir ilahi azap derken, Allah nurunu taşıdı binbir sebeple Tûfan, nurunu selamladı edeple…
Sen yoktun… Hz.İsmail’in alnındaydı Nurunİbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden “Rabbimiz” dedi, “Onlara kendi içlerinden Senin ayetlerini okuyacak Kitap ve hikmeti öğretecek onlara, Onları temizleyecek bir elçi gönder, Amin dedi on sekiz bin âlem Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak Amin dedi İsmail. Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.
Sen yoktun… Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni Alemlerin efendisi diye sana seslendi. Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine.. Çünkü bu âlemin reisi geliyor… Bekleyin Ahmed geliyor. Kainata rahmet geliyor. Havarilerin yüzünü okşayan, Ölüleri dirilten bir nefes oldun Ama sen yoktun…
Sen yoktun Sultânım, Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun Başı eğik gezerdi mazlum Kuteyle göklerden seni sorardı Varaka seni arardı semada Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler. Ağlayarak süslediler ölüme… Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler. Sen yokken, Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek. Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi. Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi… En son çocuk atılırken çukura Annesinin suretinde bir melek tuttu onu Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi. Melekler süslüyordu hirâyı. Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur, Efendisine hazırlanıyordu mekke. Âlem Efendisine hazırlanıyordu Kainatın gözü Hz. Aminedeydi. Toprak yalvarıyordu rabbine, Allahım gönder artık diyordu. Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada
Ve bir gelişin vardı ya rasulallah, Bir inişin vardı yer yüzüne… Önünde cebrail! Ardında yalın kılıç melekler! Bir inişin vardı yer yüzüne… Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.
Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini. Herşey sus pus olmuştu. Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay! Kainat bir isim duymak istiyordu. Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden; Muhammed! Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini. Muhammed! Melekler öptü o nurdan ellerini. Muhammed! Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta! Sana o adı veren rahmana kurbanız
Artık sen vardın Susuz topraklara rahmet indi seninle Annenden sonra anne halime sevindi seninle Yağmura mı ihtiyaç var? Kaldır şehadet parmağını, Yağmurları salsın Allah. Sonra tut ağacın yaprağını, Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah. Yeterki sen iste, Sen iste yarasulallah Deki ben kimim? Dağlar, taşlar dile gelsin, Dilsiz çocuklar ellerinden tutup, Ente Rasulullah desin.
Sen vardın Bedir kârdı, Uhut dardı Hendek yârdı. Yiğitlerin vardı. Ölmek için yarışan yiğitler…
Hele bir enesin vardı senin. Enes bin malik… Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına, Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu. Onlar da “Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince Enes kükremiş: “ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız? Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti. Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü. Hem de ne şehit ey nebi! Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi. Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu…
Musab Bin Umeyr’in vardı senin. Uhut’ta sancağını taşıyan. Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi.
Ebu hureyren vardı… Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı. Sen anlardın, Ya Ebâhir gel! Derdin.
Ve sen gittin… Bir gidişle gittin Ardında hüznün kaldı. Hasretin kaldı göklerde. Bilal ezan okuyamaz oldu Ne zaman teşebbüs etse Muhammed rasulullah demeye Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.
Sonra günler ay, Aylar yıl oldu. Ve asırlar oldu Sensizliğe açtık gözlerimizi. Ama sen bırakmazsın bizi. Sen varsın ey şehitlerin sultanı Sen varsın! Bir şehit bile ölmezken Sana nasıl yok deriz. Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin. Ne anam var ne babam… Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden .
Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah! Bırakma bizi ki; Allah; Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor. Bırakma bizi! Hayatı seninle öğretti Rahman. Kulluğu seninle tanıdık. Duayı senden öğrendik sevgili! Hz Ömer umre için senden izin isteyince, “Kardeşcik” dedin ona, Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın? Bizler Ömer değiliz ama Bütün dualarımız senin için
Ey Rabbimiz! Rasulünü anışımızdan haberdar et! O’na binler salat, binler selam! Habibine Makam-ı Mahmut’u ver O’na vesileyi lutfet. O’nu refik-i Âlâya yükselt Bizi de affet O’nun hatrına affet Zatının hatrına Affet. Yüreğim bu neyin direnişi...
Bir zorluğun çelişkisi yetti,cesur saydığım yüreğime…
Öfkeyle kırdığım kalemimin kırık ucuyla,
yine yalnızlığımı bekleyen satırlar karalıyorum buruşmuş sayfalara…
Ah yüreğim ! bu neyin direnişi…
Bak!...Ölü turnalar düşüyor,mavisi yontulmuş gökyüzünden…
hükümsüz yargılanıyorum yar’in duruşmalarında…
Oysa karmaşık bir bulmacadan düşürmüştüm bu sevdayı…
Belki de yaralarımın en kabuklu zamanından…
Ama Yanıldım !...
Hayın karanlık bu sevda…Sonu ilmek…Yolu süngü…
Tadı dilime zehir gecelerin ,uykularıma batan hançeri..
Yeter yüreğim!.. Bu neyin direnişi…
Kaç yağız at çatladı koşarken içimde…
ve kaç kez alnımdan vurdu beni zehir zemberek sözler…
Uykusuz gecelerin koynunda ,
ağrılarla kapanmaya çalışıyor göz kapaklarım.
yankısı kalmamış bir sesi bekleme sendromlarında
büyümenin ne anlamı var ki ?
Söyle deli yüreğim ,Bu neyin direnişi…
Derin bir neşter yarasının altından
damla damla sızarak terk ediyor beni tutunduğum umutlarım…
Dumanaltı bir odanın en kederli yerinde ,
azarlanmış hayallerimin kuşatmasında ,
çoğul acılar ,tekil yalnızlıklar ve çatışma sonrası
sancılarla kalakalıyorum kanlı meydanlar ortasında…
“Kurtulursam ,bu aşk’la kurtulurum” dediğim için
başkada bir planım kalmadı artık…
Zaten berbat bir cümleydi,
kalemimi Aşk’a kanattığım günler…
Başaramadım…
Hırçın dalgaların dövdüğü bir kıyının haykırışları içinde duruyorum…
Ama yaşamak zorundayım uçurumların ucunda…
Olası bir tufan zorluyor kapılarımı…
Yeni bir gemi inşa ediyorum göğsümdeki kemiklerden…
Rehin bırakıyorum düşlerimi durgun sahillere…
Kalın kışlık paltomu giyip üstüme,
çıkıyorum buz gibi yolculuklara…
Omuz vermeyin tabutuma,
kendi ellerimle taşıyacağım cesedimi…
Okyanus dalgalarında geride bıraktığım
tüm aşkları selamlıyorum ölümbaz bakışlarımla…
Gidişimi Yâr hazırladı ,ben tetiği çekiyorum…
Ölürken bile masum değil yüzümün rengi…
Suçluyum…Gidiyorum….
Bir zorluğun çelişkisi yetti,cesur saydığım yüreğime… Öfkeyle kırdığım kalemimin kırık ucuyla, yine yalnızlığımı bekleyen satırlar karalıyorum buruşmuş sayfalara…
Ah yüreğim ! bu neyin direnişi… Bak!...Ölü turnalar düşüyor,mavisi yontulmuş gökyüzünden… hükümsüz yargılanıyorum yar’in duruşmalarında… Oysa karmaşık bir bulmacadan düşürmüştüm bu sevdayı… Belki de yaralarımın en kabuklu zamanından…
Ama Yanıldım !... Hayın karanlık bu sevda…Sonu ilmek…Yolu süngü… Tadı dilime zehir gecelerin ,uykularıma batan hançeri..
Yeter yüreğim!.. Bu neyin direnişi… Kaç yağız at çatladı koşarken içimde… ve kaç kez alnımdan vurdu beni zehir zemberek sözler… Uykusuz gecelerin koynunda , ağrılarla kapanmaya çalışıyor göz kapaklarım. yankısı kalmamış bir sesi bekleme sendromlarında büyümenin ne anlamı var ki ?
Söyle deli yüreğim ,Bu neyin direnişi… Derin bir neşter yarasının altından damla damla sızarak terk ediyor beni tutunduğum umutlarım… Dumanaltı bir odanın en kederli yerinde , azarlanmış hayallerimin kuşatmasında , çoğul acılar ,tekil yalnızlıklar ve çatışma sonrası sancılarla kalakalıyorum kanlı meydanlar ortasında…
“Kurtulursam ,bu aşk’la kurtulurum” dediğim için başkada bir planım kalmadı artık… Zaten berbat bir cümleydi, kalemimi Aşk’a kanattığım günler… Başaramadım… Hırçın dalgaların dövdüğü bir kıyının haykırışları içinde duruyorum… Ama yaşamak zorundayım uçurumların ucunda… Olası bir tufan zorluyor kapılarımı… Yeni bir gemi inşa ediyorum göğsümdeki kemiklerden… Rehin bırakıyorum düşlerimi durgun sahillere… Kalın kışlık paltomu giyip üstüme, çıkıyorum buz gibi yolculuklara… Omuz vermeyin tabutuma, kendi ellerimle taşıyacağım cesedimi… Okyanus dalgalarında geride bıraktığım tüm aşkları selamlıyorum ölümbaz bakışlarımla… Gidişimi Yâr hazırladı ,ben tetiği çekiyorum… Ölürken bile masum değil yüzümün rengi…
Suçluyum…Gidiyorum….
Bir zorluğun çelişkisi yetti,cesur saydığım yüreğime… Öfkeyle kırdığım kalemimin kırık ucuyla, yine yalnızlığımı bekleyen satırlar karalıyorum buruşmuş sayfalara…
Ah yüreğim ! bu neyin direnişi… Bak!...Ölü turnalar düşüyor,mavisi yontulmuş gökyüzünden… hükümsüz yargılanıyorum yar’in duruşmalarında… Oysa karmaşık bir bulmacadan düşürmüştüm bu sevdayı… Belki de yaralarımın en kabuklu zamanından…
Ama Yanıldım !... Hayın karanlık bu sevda…Sonu ilmek…Yolu süngü… Tadı dilime zehir gecelerin ,uykularıma batan hançeri..
Yeter yüreğim!.. Bu neyin direnişi… Kaç yağız at çatladı koşarken içimde… ve kaç kez alnımdan vurdu beni zehir zemberek sözler… Uykusuz gecelerin koynunda , ağrılarla kapanmaya çalışıyor göz kapaklarım. yankısı kalmamış bir sesi bekleme sendromlarında büyümenin ne anlamı var ki ?
Söyle deli yüreğim ,Bu neyin direnişi… Derin bir neşter yarasının altından damla damla sızarak terk ediyor beni tutunduğum umutlarım… Dumanaltı bir odanın en kederli yerinde , azarlanmış hayallerimin kuşatmasında , çoğul acılar ,tekil yalnızlıklar ve çatışma sonrası sancılarla kalakalıyorum kanlı meydanlar ortasında…
“Kurtulursam ,bu aşk’la kurtulurum” dediğim için başkada bir planım kalmadı artık… Zaten berbat bir cümleydi, kalemimi Aşk’a kanattığım günler… Başaramadım… Hırçın dalgaların dövdüğü bir kıyının haykırışları içinde duruyorum… Ama yaşamak zorundayım uçurumların ucunda… Olası bir tufan zorluyor kapılarımı… Yeni bir gemi inşa ediyorum göğsümdeki kemiklerden… Rehin bırakıyorum düşlerimi durgun sahillere… Kalın kışlık paltomu giyip üstüme, çıkıyorum buz gibi yolculuklara… Omuz vermeyin tabutuma, kendi ellerimle taşıyacağım cesedimi… Okyanus dalgalarında geride bıraktığım tüm aşkları selamlıyorum ölümbaz bakışlarımla… Gidişimi Yâr hazırladı ,ben tetiği çekiyorum… Ölürken bile masum değil yüzümün rengi…
Suçluyum…Gidiyorum…. April 14 Ayrlmalıyız...
Zamanlar fazlaydı paylaşmak için Biterdi hiç bitmeyecek sandığımız sevdalar Oysa ne kadar güzel başlamıştı herşey Sevdim seni, çok sevdim, hep böyle kalıcam Gidiyorum… April 13 Sanadır bu satırlarım...![]() Yangınlarda olan yüreğimin geri dönüşünde bıraktığı küllerin serzenişidir. Birlikteliğin özgür hazzından sonra,ayrılığın prangalara vurduğu esaretidir. Senden ayrı geçen zamanın fırtınasıdır bu. Her aklıma gelince yumruk yumruk dökülen göz yaşlarımdır… Giderken bir daha dönmem demiştin ya; Seni unutmak için kaç şehir dolaştım, Alıp başımı nice engin dağları aştım, Gah sırtımı taşa dayadım,gah yorgun bir ağaca… Nice dertler demlendi volkan yüreğimde, Ezdi,yaktı bütün bedenimi hunharca. Her şehirde sokak sokak tellâl oldum. Hep bir adres sordum önüme gelene, Yüzüme bakıp başını salladı herkes “Bilmiyorum” demekti bu baş sallaması. Yalnız olduğumu hissettim,sevgili edindim, Her sevgilinin kusuru vardı bende terk ettim. Ne yaptımsa,her gittiğim yolun sonu başa dönüyordu. Boşa dolaşmışım onca şehri, Boşuna her şehrin sokaklarını adımlayıp Her önüme gelene adres sormuşum. Yalnızlığımı paylaşmak için boşu boşuna sevgili edinmişim. Günahım yetmez gibi birde onlarım günahına girmişim… Ben alıp başımı giderken deliymişim oysa. Bir daha geri dönmem derken kendimi kandırmışım. Oysa oysa bir tanem dolaştığım her seni ararmışım, Herkese senin adresini sorarmışım. Elbette başını sallayıp “bilmiyorum” diyecekler. Kim nerden bilsin senin adresini? Bir bilirim, hemde ezbere bilirim, Gözüm kapalı zifiri karanlıkta aksamadan gelirim..! Her sevgilide kusur arayıp terk ettim ya,meğer sana benzesin istermişim, Yada ne bileyim işte, bir sen daha ararmışım. Olmuyor bir tanem sensiz asla olmuyor. Ne senin yaşadığın şehir gibi şehir var, Ne senin oturduğun sokak gibi bir sokak daha. Ve en önemlisi; Yok senin gibi bir sen daha… www.levent-tatli.spaces.live.com Ya Rabbim ben pişmanım...![]() Yakarisim Sanadir Ey Rabbim!
Gecelerden sabahalara, karanliklardan güneslere dogru açilan yüreklerimizin perde araliklarindan süzülen nur katreleriyle geldim kapina! Biliyorum, güllerden gecer sana giden yollarI Yakarislarla, dualarla, tahiyyatlarla bezenir. Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren, Sana kalbimi getirdim. Ey kalpleri nuruyla sarip oksayan! Onulmaz yaralarla kan-revan kalbim avuçlarimda, kapina geldim. "Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahina serenlere" diyebilmeyi ne çok isterdim, ama biliyorum ne yüzüm var nede hakkim. Ögrendim ki dua, asigin masuguna bir haber salmasidir; gözyaslariyla yazilmis bir mektubu. Ve bir bekleyistir, istiyakla, korkuyla, ümitle bekleyis. Iste, zaman her saniyesini balyozlamaktayken ömrün, verilmemis hesaplarin korkusuyla, titreyen yüreklerimizin bir lahsa umut adina geldik kapina Ah gelebildik mi, bir haber var mi affina dair? Acziyeimi alarak koynuma, bir dervis hirkasiyla, sevgili Eyyüb'unün sabrini yüklenerek gelebilmek isterdim kapina! Meryem örtülerimle örtünebileseydim Tur Dagindaki o ses bir yanki bulabilseydi ruhumda insanligim adina. Önünde bütün ruhumla secde edebilseydim. Yeri gögü bagrina basan Ey Rabbim! Ey gökyüzünü kudretiyle sürmeleyen! Rahmetini serp taslasan gönüllere Ey Rabbim! Sanadir münacatim, yalniz Sana olsun askim lutfeyle! Bir avuç ates böcegi uçuver ne olur zifiri yüreklerimize. Kararan günlerimize, gecelerimize Ve ne olursan ol gel diyen asiklarin hürmetine, ne olur affeyle! Seni aradim durdum gönüllerin yalnizliginda çöllerinin, menzilsiz yollarinda ve bir katre rahmetine muhtaç topraginda. Ah perde, ah sah damarim! Sefkatinin gölgesine siginiyorum Ya Rabbim! Hiçligin zerresinden kavrulmaya can attigim demdir. Vedudsun Iltifatina muhtaciz Ya Rabbim! Tenezzül buyur kulununu münacatina. Dua dua acilirmis Sana giden kapilar. Hüzünlü bir sonbahar günü kapinda yalvarmaya geldim. Senden korkum nar degil, kaybetme korkusudur. Dostu, en sevgiliyi, sila-i rahimi, canani, canda kaybetme korkusu! Umudumsa rizan: iIlahi ente maksudi.. Yüreklerimiz ezik Ya Rabbim! Yüzümüz yerde. Kaldirip basimizi sonsuzluga bakmaya yüzümüz yok! Layik olamadik. Pismanligin dehlizlerinde boguluyorken aglayamadik, derinden sessizce Zayif irademizle, alaca karanlik yüreklerimizle bir damla gözyasi getirebilseydik yürekten, ihlas adina. Biliyorum pismanliklara delil kabul ederdin Yüregin zayif noktalarinda mahkum oldum nefsimize. Ya Rabbim! Çikar kelepçelerini o aleyhillanenin Çikar ne olur, dostlarinin hatirina. Azad et Ya Rabbim! Süphlerin oyuncagi olmus aklin nezarethanesinden. Kutlu sevdanin gül kokusundan doya doya içir sinelerimize diri meyyitler gibi degil, sirat-i müstakim üzerinde günahlardan nurunla yikanmis olarak yürümeyi nasib eyle. Sehirler, evler mezar oldu Ya Rabbim! Her evden ceset kokulari yükseliyor semaya. Bedenler degil ruhlar ölü. Bizi nurunla dirilmeyi nasib eyle. Biz sanemler insa ettik yüreklerimizde göktelenler boyu. Biz yeryüzü tanrilarinin etegini öptük. Diz boyu battik çirkefine alemin. Sahte dostlari, riyakar asklari çarparak yüzüne insanligin, Sana kosmayi nasib eyle. Tevbe kapilarinin ardina degin açildigi ve meleklerin kanatlariyla yeryüzüne kapandigi günlerin rahmetinde yüzmekteyken edeb askini gönüllerimize nakset. Iste can pazarinda canimizi satmaktayiz, bir iltifatin ugruna. Gülistaninda renksiz, kokusuz bir yaprak olmayi çok görme. Yüce kapinda kitmir olanlardan eyle. Elimizden, yüreklerimizden katran rengi günahlar dökülüyor. Dualari semadan çevrilmeyenler adina, geceleri nurlariyla sabahlara çevirenler adina, samimiyeti nakis nakis ömür gergefine isleyenler adina, tevbe ediyor, af diliyoruz dualarimizla Ya Rabbim!.. Ben pismanim!.. Ben pismanim! April 12 Rabbim var...Bir gün dünya seni sıkarsa, Rabbine dönüpte 'Sıkıntım var' deme. Sıkıntına dön 'benim RABBİM var' de...
Hoşgeldin kalbimize sevgili pişmanlık...
Tenimizdeki çizik olmadan nasıl anlamıyorsak canımızın incinebilirliğini, pişmanlığın sızısı olmadan fark edemiyoruz içimizde saklı masumiyetin kırılganlığını. Sessizce akıp giden suyun önüne çıkan bir çağlayan yahut kaya gibi suçlarımız; vicdanımızın sessiz bekçiliğini hatırlatırlar bize. Girdaplar, fırtınalar katarlar masum sandığımız hayatımıza. Kendimizi masum ve günahsız, hatasız ve kusursuz bildiğimizde kalınlaşıveren, kalınlaştıkça da ruhumuzu sağırlığa hapseden demir perdeyi yıkar günahlar. Dokunulmazlığımız üzerine kurduğumuz sırça sarayın yıkılışını haber verir içimizde yükselen “ah!”lar. Gururun kalesinin yangına verilişine denk düşer hatamızın utancını kıpkızıl yüzümüze taşıdığımız anlar. Pişmanlığın o kekremsi tadı, o akrepsi sokulganlığı utançla tanıştırır bizi. Utançla tanıştığımızda da, utanabilen yanımızla, içimizde suskunca bekleyen vicdanımızla buluşuruz ilk defa. Film gibi hani… Sevdiğimizle çarpışmak gibi köşe başında... Defterler kitaplar dağılırken havada, kalpler buluşur, gözler el ele tutuşur ya. O hata; o sakarlık, o dikkatsizlik, o sürçme, o ayak kayması, o kaza, utanabilen yanımızla tanıştırır bizi. “Ah!” ettiren her günah, bağışlanmanın ve affın, rahmetin ve gufranın serin pınarlarına susatır bizi. Senai Demirci |
|
|