Levent's profileGÖZLER NE RENK OLURSA OL...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
October 26 YİNE SENSİZ...![]()
NE ÇIKAR ?...
YALNIZ HÜZNÜ VARDIR KALBİ OLANIN...Çünkü hep vurulan odur,
‘O’nun hatırı için asla vurmayacagini bilen ve ‘O’ndan
çekinmeyen, muhatablari tarafından.. O yalnızca hüzünlenir ..
‘O’nda olmanın, onlara verilecek cevabıdır çünkü hüzün..
Bile bile vurulmaktır yani hüznün adı..
Yoksa yüregi olanın hüznü, ne nikotin tadında alışkanlık yapan Ne de, maddeten ve manen bir nev’i ‘O’nu hiçe saymak demek olan Daim O’nunla olana, bize ‘O’ndan ve hak Resulu’nden ulaşan Hüznü sevinçlere, korkusuzluklara, itmi’nana çeviren O’dur Hüzünlerin karşılıgı hep O’ndadır, hep O’ncadır..
Ne boşa giden gözyaşı, ne de sevince çevrilmemiş hüzün vardır Yani:
“‘O’nun boyası”na boyanmaktır hüzün.
Aşkı olmayanın hüznü de olmaz!..
İslam’sa, baştan sona bir hüzün medeniyetidir..
Dıştan, tek tek hüzün tuglalarıyla örülmüs, muhteşem saadet O en Sevgili’nin adıdır hüzün..
Ve hüznü daim soluklayan gök erlerince:
Ibrahimce..Eyyubca..Yunusca..Yusufca..Isaca.. …………. Hep hüzün yagar yüreklere, ötelerden…
O’nun boyasına boyanmanın adıysa hüzün,
Ve O’nun boyası ‘Aşk’sa..Elbet hüzün, aşkın adıdır..
‘Ve aslolan aşktır kainatta, gerisi vesaire..’
Kalbi olanların çok az oldugu bu yitik çagda hüzünlenmek bir October 25 sen sevmesen ne çıkar....![]() TUT Kİ, GECENİN ALACAKARANLIĞINDA DÜŞLEMİŞİM SENİ
![]() TUT Kİ,RÜYALARIMI BÖLMÜŞÜM NE ÇIKAR?..
![]() NE ÇIKAR GÜNDÜZLERİN SELAMSIZ AŞKINA,GECELERİ KEFEN BİÇSEN..
![]() BİR ANLIK HIRSLA HERŞEYİ YIKIP GEÇSEN NE ÇIKAR...
TUT Kİ,BUNDAN BÖYLE UNUTMUŞUM SENİ...
TUT Kİ,ARTIK ÇALAN PARÇALARDA İSMİN GEÇMESİN...
TUT Kİ YAZILAN ŞİİRLER SENİ ANMASIN
VARSIN ELLER DE UNUTTU DESİN...
![]() BEN SEVİYORUM YA SENİ.........
SEN SEVMESEN NE ÇIKAR.......
BEDİRHAN GÖKÇE
October 24 Seni beklediğim kadar...
İstemem artık gelmeni.
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar
N.F.Kısakürek
www.levent-tatli.spaces.live.com
www.leventtatli.azbuz.com October 23 ölümlerden ölüm...“Ölümlerden ölüm beğen benim için;
sana en fiyakalı yenilgimi sakladım”
![]() Gece soğuk
Hüzün karası her yan,
Sadece iki kişiyi üşüten rüzgarlar icat etmiş üçüncü kişiler
ve bir kuş, minicik elleri ile camı tıklıyor
Pencere kenarında üşüyenlerin en güzeli
“Al beni”, “al içeri” diyor.
Üzerimde bir Alihanlık hali,
Küçüğüm
Bir sincap kadar küçük…
Bu deniz köpürdü de duruldu şimdi,
Rıhtımı döven her dalga giderken ruhumu da götürüyor,
İşte bu şarkı, işte şu kulağımızda çınlayan
“Yağmur toprağa düşer…”
Ben hiç mutlu olunca şiir yazmadım ki,
Taşlar yazdı ne yazdıysa
Şimdi bu sevdalı başı kabul edecek kaç yastık var ki?
Zümrüd-ü anka kuşu giderken kafdağına
İki masal düşürmüş ardına,
Biri sana, biri bana.
Bir gözyaşı kaç yüzgörümlüğü eder?
Sen gülümsemeyince,
İnce ince kar yağar bu şehre…
Bir palmiye altında gölgelenecek kadar
Kentimden uzaktayım
Kendimden demedim farkındaysan,
Bir harf değil fark
Bir can artı iki nokta
Bir yer ayırt bana eyüp, mezarlık yokuşunda
Geleceğim.
Salacakta kalbim denize düştü
Bu kaçıncı şemsiye açmayışın yağmurda,
Kız kulesi de üşür mü? deme,
Ya sen olmayınca…
O yoldan her gün iki kez geçeceğim
Her adımda şükrümü tazeleyeceğim,
Mor bir bakıştayım muttasıl,
Sana melekleri kızdırmadan geleceğim,
Bu aralar çok “tuhaf”ım sorma
Deli deseler de adıma,
İçim kıpır kıpır umrumda mı dünya
“Tevafuk” işte hadi yine aynı anda;
“Seni Seviyorum”
SAİD ERCAN
October 21 ölümden önce beşiği aşkla kertilene..Korkuyorum henna’, sana değen kalem aşk kesilecek! Konuşursa kelam, seni onlarda sevecek.
…
Sana mı düş/tü henna , düşmek dile? Bir gül iken evvel, rayihanla neşveyledi kıyamet bile! Sen ki başımın tacısın! Baş ki, önüne akmış boş bir tas, c/isminle muamma... Tepeden tırnağa aşk kesildim , sorma! Aşk ki , her başa ayrı bela. Bela da imtihandan gelmedir cana. Öyleyse dövelim mi iştiyakımızı dualayla? Bil ki aşk, iki cami arası beynamaz , gözlerimizin farziyetini mübah bilen! Ki aşk değil midir, sütten kesilmeden büyüyen sübyan. Eyvah , daha doğmadan yetimlikle mi imtihan olunacaktı yavrumuz henna'm. Bak, işte yağmur, ılık ağlamaklı gözleri aynı sen… Sarıl/sana sırılsıklam! Ta tut bizi, ya bırakma! - ilk rüzgarla uğra - lütfen…
Buyur ...Yol senin ... Ölümden git henna’, ardın sıra meyilliyim. En çok kendime dürüstüm bilirsin, yalancınım işte . Özledim, altını çiz! Adın mahrem kılınmış madem, bu ‘na’ faslı nerden düştü hecenin sol yanına . Kutsa , ömür helaldir sana. Tut, canım çıkar, tut can çık/ar, bir can kaça çıkar ? Toplasak, çift dil yanığı bir yar(a) ederdi ama, kan tutar beni henna’, tut , kanar!
Altı üstü hayat işte, bu nasıl keşişleme henna’?
Dağıldık yine henna’ , topla hüznümü, ayrılık işkillenmesin!
… Kilitli kapı... Sesim yetişmiyor paslı sürgüye , emredişlerimi pervasızca eşik altından aşırıyor aşk! Önce beni düş henna’, önce ben bir düş(üş)! Ve ahirinde sen, kaç yüz görümlüksün uykudan firari sızdığımız helum gecede? Ey gözleri gönül urbasında unutulmuş huri ziyneti, eğil biraz yamacıma, - bitme diyorum sana.. dilime gömdüm seni.. sadece öl henna’- …
Tutunduğum dalın hürmetine, inzivada sabr soluyan bikrlerin sahibine , kuşları yuvalarında rızıklandırana andolsun ki, içimde çıkarsız bir araf’sın henna’, O’ndan geri benden öte… Sen hangi kıssadan düştün hisseme, nar’ı bilir misin? Öyleyse aminle aşkı, geç benden henna’, aşka maşuku kurban eylemek için çok geç! İddetini bekliyor yalnızlık, nafakamı kesti vehleten. Senin yoksuluna dünya loş bir kuyu henna’, boş bir kuytu. Anneli ağlayışlarımdan geçeli yıl üstüne yol oldu.
Ey son nefeste gözlerime işveli perde olan nefs billuru!
Ahh ne yanından tutsam adının , felahıma mai aşksın ! Sen , işraka doğ(rul)muş en katmerli günahsın! Bil ki, mesti hayranınım nar-ı ayazda! Yandım ve yandım! Ya sen henna’, ya ; illa sen! Ey şifa marazlı ahsen! Özlemek, çıldırmanın önsözü, en d/okunulası mahfî saifesiyse ölüm kitabetinin, ısla parmağını aşk/la, çevir ömrün dalını ! Böylesi iğfal ah ne arsızca! Oku beni hatmet , ruhuna bağışla ! Tozumu al, üfle cürmüme sesini henna’..
Yaşamak için gerektin sen... Peki ya şimdi vuslatın gerdeğinde , ölüme peçe indirmekte neyin nesi henna’? Andolsun ki, sen ölümce güzelliksin..
Aşka nikahının mihri ölümse, ve ölüm senden öte güzellikse;
boş'ol! boş'ol henna’!!! .. son talak aşkta! ( adın yoksa, adımın ne hükmü var hayata..........) Züleyha Çay www.levent-tatli.spaces.live.com
Yanakların Üşümesin Diye Mi Ağladın Efsa' ?geceydi… bir düşe düşmek bu kadar mı zor efsa’ , ve bir ölüm bu kadar mı düş? Nakarat nakarat yalnızlığımdan seni besteledim, ah bu tını beni öldürmüyor da efsa’!
İstanbul’dan önce ben ağladım sabahında… Sözlerim kan çanağı, hüznüme ekmek doğrama! Dün gece üşüdüm de çok, kuşlar mı söyledi efsa’? Kalbimiz vardı evet titreyince bil(diril)dik… Sızlanmak de neymiş, eyvah eyvah öldük mü yoksa? Topuğumuzdan çekilen narin can değil de ne? Seni yaşatmak için çareyse, biz mi ölseydik? Söyle, neye yarardı ki, son soluğunu yutmuşa? Bir can kaç soluk ederdi gözlerimizin yamasına? Soldu dilimin gülü efsa'. Su; bir kursak geçimi su, acı(mı) yedirildik!
Bir mum yaktım geceye… Üfle(me)!
Hişşş… sen ses etme , melekler sus kesiliyor iki dudak arası emrine. İncinmesin gönlünün nazı, ben yüzdürürüm kağıt gemileri bileklerinde. Bir sarışın geceydi ağlay(t)ışların, esmer kaldı göğ(s)ümde…
Ve efsa…
Ve masum …
Ve ahh…
Saçların niçin vardı ki senin ve gözlerin! Kimseler bilsin işte, senle diye ölümü de özlerim! Eyy seni, en seni ben de sevdim. Bir tebâreke saldım ardına, işittin mi huri güzelim? Ah efsa ahh… Şimdi uzanmışsın boylu boyunca bir mezar taşı keyfinde misin..?
Özlemek de var mı cennette, öyleyse en çok beni……………….
…
Sus/tum… Bildi ki arz niçin susulacaklar. Adınla gelen baş göz üstüne efsa’, yok mu o diyardan bir haber yangın sineye? Eyvallah olsun kahrına, narına, sitemine. Dudak bükersem Azrail’e hak ola(yd)ım senden önce! Bir mum, bir de su, dile gel hangisine meyledeyim? Önce yak , önce ver ateşe külümü, ki hiçliğim bileyim. Allah’tan korktum efsa’, adında! Adımla korkma , yol dediğin eni boyu sen. Sen ki; hasret, sen ki; vuslata kasem! Doldurma çilemi efsa’, hükmündeysem.
Ört üstünü hadi, üşüyecek rahmindeki…
Tek kişilik masalarda bizden öteye kurul. Az beni dinlen, Firdevs yamacında yorulmadın mı zevkten? Bil ki burada iki adımda bir sen, on üç adım dört duvar mahsen! Son göçün müydü ki efsa’ yetişemedik kanadına! Pencerelerini sıkı kapama gök kubbenin, fısıltın varmıyor kıyılarıma. Seni hala seviyorsam yaşamadığımdandır efsa’. Bilirim ki sen haz etmezsin dirilerden, bu yüzden efsa’, işte bu yüzden önce öldüm! Seni seçtiler , çünkü sen kuldan da öteydin. ‘Sen biraz az bekle’ dedin, az/dım en çok bekledim . Bir kelam et efsa’ önümdekilere, çıktı canım beklemeden geçeyim!
Ve efsa’ ve mum ve kevser suyu gözlerin. Söyle hangi peygamber duasısın sen ? Kimler azarladı seni uykunda? Sabahına ağlama efsa’, melekler içleniyor.
Bildi(rildi)m şimdi efsa, aşk değiyor ömre sadece, el/değmiyor!
Seni gönle kondurana kurban olayım ki üç yeminin sonunda da sen! Ve aşktan gelmesin ki üç kitabın izninde esamen! Ahh bu kadar aşk olmayasıca..Merhametsiz değildi billur suretine nazar eden ilk melek… Seni benden çok sevdi !
Olmuyor efsa’ olmuyor, sana ten boyu dokunulmuyor! Kefeni libasın öylesi hoş durmuş ki çocuksu endamında… Bari ekşit suratını, yine takılmasın ölümün hevesi suretine...Sahi, gözlerinin değdiği yerde görünmeyen mi var ki dalgınsın pencere kenarında… Gözlerime saçlarını sür efsa’, bakıpta gör(e)miyorum! Sesleri geliyor oysa… Üç melek efsa’; su, sürme, ölüm kundağı… Elalığını sürülen sonsuzluk mu ki baktıkça d/üşüyorum. Topuğuna adımı yazdım, sağlam bas yere! Sığıntınım kucağında, eteğinle dualar mısın sabiliğimi efsa’?
Hani öldüm desem… Hani özledim de bil… Salınsa sesim gecene annen’ce, gel(e)mez misin?
Üç güne kadarmış hasret efsa’m üç gün kadar............
az biraz bekle... eşikte cana sulanan melek değil mi, kıyamet dediğin?
Hadi! Ayart Azrail’i seni özledim!
Züleyha Çay
October 19 Dünyaya bir daha gelsem sevgilim...![]() BANA NE GELECEKSE DÜNYANIN SONU
BİTECEKSE BİTSİN ARTIK HAYAT YOLU
KORKUM YOK İÇİM RAHAT HUZURLA DOLU
AŞKI YAŞADIM SENLE BİR ÖMÜR BOYU
YÜZÜMDEKİ ÇİZGİLERİN BİLE ADI SEN
ALDIĞIM HER NEFESİN SEBEBİ SEN
DÜNYAYA BİR DAHA GELSEM SEVGİLİM
ARAR BULURUM YİNE SENİ SEVERİM
CENNETİ DEĞİŞMEM SAÇININ TELİNE
ÖMRÜMÜN YETTİĞİ KADAR SENİ SEVERİM ![]() October 18 Dirilt bizi Ey Kur'an!...![]() Gayrimüslim birinin sözü hala kulaklarımı çınlatmakta: “Müslümanlar bana söylemleriyle İslam’ı sevdirdiler ama yaşantılarıyla nefret ettirdiler.” “Bizi Kur’an şekillendiriyor ve ismimizi yine Kur’an koyuyor.” Dirilt bizi ey Kur’an! Duam Fatiha.
Önderimizi anıyoruz Ahzab’la.
Davamın temellerini atıyorum tüm peygamberlerin hayatlarının şekillendiği Enbiya ile. Kur’an’la istiyoruz. Kur’an’la diliyoruz. Kur’an’la şekillendirmek istiyoruz hayatamızı. Dirilt bizi ey Kur’an, bizi ve kalbimizi. Ey Kur’an dirilt bizi, bir daha ölmemek üzere… Mükerrem Bulut October 16 Biz aşık olmayız.Bizi aşık ederler...![]() Zenginlik, servet taş taş üstüne koymakla; aş aş üstüne doymakla değil; irfan sahibi bir gönüle girmekledir….
Gerçek zengin; aşk adamıdır, aşık adamdır… Düşünebiliyor musunuz !…
Alemlerin Rabbinin, herşeyi yaratan ve herşeyin sahibi olan ALLAH’ın “DOSTUM” dediği Ulul Azim bir Şahsiyetin dostluğunu kazanmanın ne büyük bir zenginlik ve bahtiyarlık kaynağı olduğunu ?… O’nun bir “DOSTUM!” hitabı, sizce kaç taş, kaç aş eder ?…
Dostun dostça hitabının yaşattığı duygu sağanağını, iliklerinize kadar hissettiğiniz nurani hazzı başka ne verebilir insana….
Bize düşen; azimle, sabırla, ihlasla amel edip, AŞKA talip olduğumuzu göstermektir… Yoksa aşk ateşini yüreğimizde yakacak olanlar, yine o büyük SULTANLARDIR…
Biz aşık olmayız…. Bizi aşık ederler…
Aşk ağlatır, kim gülendir ? Âşık yaşarken ölendir. Bir ölmeyen var muhakkak, “Mâşûk” olan ölmeyendir…
Kurudum… Soldurma beni… Can alan cânânı sevdim, başka cânân istemem. Gönlümün sultânı belli, gayri sultan istemem. Aşk elinden der-be-der oldum, perîşânım bugün, Koy süründürsün be mahşer, dizde dermân istemem. İstemem tüm kâinâtı, bir O olsun, bir de ben, Dâra çeksin, sevdiğimden özge ihsan istemem. Hasretin tâk etti cânâ, elverir öldürür beni, Gözyaşım boğsun sezâdır, başka umman istemem. Bin fedâ olsun bu cânım, ben senin kurbânınım, Sürmelendim, ben dururken başka kurbân istemem.
Hz. Ebubekir (r.a.) Peygamber Aleyhisselam ile Mekkeden Medineye hicret ederken Sevr mağarasına girmek durumunda kalırlar.
Ebu Bekir Hazretleri İki Cihan Serverine: “Ya Resulallah, izin verin önce ben mağaraya gireyim. Yılan ve zararlı mahluk varsa dışarı atayım, siz sonra girin.” der… İçeri girer…. yılan deliklerini görünce, entarsini çıkarıp deliklere pare pare tıkar. Sonunda tek bir delik kalır. Oraya da topuğunu tıkar ve Habibi Hüdayı içeri çağırır… Malum… yılan Sıddıki Ekberin topuğunu ısırdığı için gözlerinden yaş akar….
Bir dostun diğerinin üzerine ölümüne titremesi ne muhteşem ve ne asil bir davranıştır….
Bir yük ki ölçü bilmez, sensiz geçen her ânım. Peygamberim efendim, aşkınla yandı cânım. Yaksın ateş serâpâ, aşkınla dil tutuşsun, Bitmez – tükenmez olsun tâ haşre dek figânım…
Efendimiz sabahleyin gördü ki Sıddıki Ekberin entarisi gitmiş… “Ya Ebabekir elbisen nerede?” “Gece yırtıp delikleri tıkadım…”
Allah’ın Rasulü o kadar hoşnud olur ki… Dostun dostluğunu yaşamak… Dosta dostluğunu yaşatmak… Uçsuz bucaksız bir “haz okyanusunda” yelken açmak değil de nedir ?…
Efendimiz, “Allahım !… Kıyamet gününde Ebu Bekirin derecesini benim derecemle beraber eyle!…” diye dua etti… Buradaki derece elbette risalet derecesi değildi, Cennette beraber olma, çok sık görebilecek bir makamda olma keyfiyeti idi… Kureyşin azgınları silahlarıyla mağaranın kapısına kadar geldiler…
O kutlu mağarada canlarıyla cânân var. Yuva yapsın güvercin, efendime düşman var. Düşmanın kirli eli cânâna uzanmasın, Süzülsün güvercinim, kanadı ıslanmasın Örümcek örgü örmüş, içeride yârân var. Mûcize manzarayı yapan var, yaptıran var. Öyle yuva yapsın ki: Hemcinsi utanmasın, Süzülsün güvercinim, kanadı ıslanmasın. Mağara zannedilen yerde bir âşiyân var, Aşiyanda dostlarla Peygamber-i zîşan var. Esmesin deli rüzgar, cânânım uyanmasın. Süzülsün güvercinim, kanadı ıslanmasın…
Ayeti kerimede “İkinin biri” olarak zikredilen Sıddıki Ekber, beşeri halin galebe çalmasıyla üzüntüye düşer… Cenabı Rasulallah (sav) Hz. Ebu Bekirin bu üzüntüsünü giderecek şeyin ne olduğunu göstermek ister… Üzüntüyü ortadan kaldırmak için “yakin” halini müşahade ettirmek gerekmektedir… İki Cihan Serveri, Sıddıki Ekberi üzüntüden kurtaracak şeyin ne olduğunu ona terbiye eder ve şöyle buyurur:
“Ya Eba Bekir! Üzülme !.. Allah bizimle beraberdir…” Hz. Peygamber Efendimiz (sav) bu sözüyle Ebu Bekir Efendimize şunu demek istemiştir: Cenabı Allahın bizimle olduğunu düşün, murakabe et…
Bunu “yakin” haline getirmek için Hz Ebu Bekire zikri hafiyi yani gizli zikri telkin eder…. Peygamber (sav) “gözlerini yum Ya Eba Bekir” der… Hz. Sıddik yumar. Saadetli elini koyar.
“Ya Eba Bekir, suya girmiş gibi gönlünden ALLAH de !…”
Allah ile beraber olmayı müşahade ettirebilmek için kalbine Allahın nuraniyet nakşını yazdırır. Allahın nuru kalbinde tecelli edince mağaranın ve düşmanların endişesi gider, dünya tamamen silinir… Allahın azameti gönülde tecelli edince beşeri hasletlerin üzüntüsü tamamen gider…
Kaynak: Tirmizi, Zühd 14, (2323); İbnu Mace, Zühd 3, (4112)
Dr. Ahmet Levent
October 15 Ey göz,güzel bak...![]() Göz, neyi görürse, akıl onun derdine düşüp onunla meşgul oluyor.. Gayenin önünü toz kaplayacak..
Kulak, işittiği sözleri tekrarlıyor..
İşitilenlerden akla bir yol gidiyor sanki ve gereksiz her söz,İşte, ey dil!… Sarf ettiğin sözleri koru..Hayra dön, şer de tutul..
İyi tad. o yolda ilerleyip, beyin kıvrımlarında yerini alıyor..
Öyleyse, ey kulağım, kötü şeyler işiteceğini bildiğin yerden kaç.. Gıybet ve dedikoduya kapan..
Eller ve ayaklar, her gün türlü işte çalışıyor..
Gidilmesi yere götürmeyip uzanıveriyor bazen ayaklar bir yerlere.. Bazen, eller, vermesi gereken yere uzanmıyor..Geri çekiliyor..
Öyleyse, ey el, veren ol..Ve ey ayak, en güzel yerlere taşı bu bedeni.. Kalp, neyle doluysa, ameller de o yönde oluyor..Kalbin ne kadar kısmını boş sevgiler kaplıyor?..Sevgilerin esas sahibine yönelmeyince, bir yük oluyor kalp..
Ey kalp, seni Yaratan;dan çok sevebileceğin kimse var mı?… Akıl Güzelliklerin de, kötülüklerin de gerçekleşmesinin önceki durağı..
İradeyle yönlendirilen, niyetlerle anlamlanan ameller.
İşte ey aklım, düşünmektir mesleğin..Tefekkürdür emelin.. Hayrı ve iyiyi hayal etmekte, hayra karar vermekte, iradene hakim olmakta, yani senin işleyişinde belirleniyor her şey..Çizgiler böylece çiziliyor.. Dil, türlü tatlarla mütelezziz..Türlü kelamlarla müteellim..
Bazen, dökülen kelamın her biri ayrı bir tohum, ayrı çınarlar yetiştirecek.. Bazen, ağır bir yük olarak inecek insanların kalbine kırıcı sözler.. İşte, ey dil!… Sarf ettiğin sözleri koru..Hayra dön, şer de tutul.. Fabrikanın yasakçısı hükmünü koru.. R.Nazik Kaya
Adın senin...![]() Adın SeninSaçlarına can veren yıldızlar nerde gülüm
Hangi ferman dokundu bakışlarına senin Belki sahrada değil, şimdi göklerde gülüm Taşıyor bulutları gözlerinde, nazenin Senin her kirpiğinde bir dervişin ahı var Muhteris aynaların eskidiği yerdesin Yüzünde en çaresiz devlerin günahı var Zamanı sonsuzluğa bağlayan mahşerdesin Divan-ı harbe giden yiğitlerin ardında Kanayan kitaplara gül götüren yağmurum Hüznü bir tabut gibi buluyorum derdinde Senin toprağın için çırpınıp ağlıyorum Memnû bir zerrin kadar edâlı ve soylusun Gamzelerinde nazlı kıvılcımlar gizlenir Bağbozumunda bile yediveren boylusun Gün olur ki, kalbinde gözlerim filizlenir Bu sevda dayanılmaz bir ağıttır zülfünde Rüzgarın her bûsesi içimde kurşun olur Yıldız kayar, ay susar geceye güldüğünde Dağda çiğdem solarken çölde ceylan vurulur Ben bu yol ayrımında sensiz olsam ne çıkar Kahra göçen kuşların kanatlarında kaldın Ölümün gözyaşları bir gün hicranı yıkar Tarihe bir sır gibi düşer senin de adın Nurullah Genç
![]() October 14 Siyah gözlerine benide götür...![]() siyah gözlerine beni de götür
daha dokunmadan kurudu irem pembe uçurtmalar yolladığından beri binbir türlü kokuyorsa yaylalar bütün yalkanlileri, deniz fenerleri usul usul intizarı çürüten NURULLAH GENÇ October 13 Belki üsütümüzden bir kuş geçer...![]() gül renginde gün doğarken
boğazdan gemiler usulca geçerken gel çıkalım bu şehirden ağaçlar, gökyüzü ve toprak uyurken dolaşalım kumsallarda çılgın kalabalık artık uzaklarda yorulursan yaslan bana sarılıp uyuyalım gün batımında belki üstümüzden bir kuş geçer kanadından bir tüy düşer İner döne döne gökyüzünden hiç bir yüz güzel değil senin yüzünden haydi kalk gidelim bu şehirden gün doğarken yada güneş batarken belki kuşlar geçer üstümüzden kanatları senin ellerinden |
|
|