Levent's profileGÖZLER NE RENK OLURSA OL...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
October 29 GÖZYAŞIGözyaşı; gönüller iklimine sunulan nimetlerden sadece bir tanesidir. Kalbi yumuşaklara, merhamet dolu olanlara Allah'ın bahşettiği güzel bir nimet. Hem de bedeli ödenmeyen ödenemeyecek olan bir nimet. Biz biliriz ki, Her nimetin bir külfeti, her külfetinde bir nimeti vardır. Gözyaşı; göklere uçurur gecelerde kendini bileni, ka-ranlık sandığımız geceleri aşk ve ateşin rengine boyar, kıpkızıl yapar. Gözyaşı yıldızlara alırda götürür, götürürde yakar seni. Sevda ağacının meyvesidir en tatlı en sade ve en güzel. Aynı zaman da sevda tohumunun yegane can suyudur. Gözyaşı yıldızları tanımaya doğru çıktığımız yolculukta; dünyada üşüyen bedenimizi ve yüreğimizi ısıtabilen bir güç, acizliğimizi ispatlayan bir sevdadır. Akar, gözyaşı gözlerimizden ince ince ve tane tane Sevda tohumunu ektiysen kalbe, merhamete, vicdana; yazdıysan acılar içinde bir mektup gel diye, yıldızlar haydi uçurun beni göklere dediysen ve her şeyin, herkesin sevgisini çıkarıp, tek O'nun sevgisini doldurduysan beynine, kalbine, tüm hücrelerine… İşte o zaman çağır ve başla yüreğindeki sevda ağacını gözyaşlarıyla sulamaya. Her gece çökerken yavaş yavaş yüreğine, yalnızlığa adım atarken; dertlerinle, aşklarınla, sevinçlerinle ve hüzünlerinle baş başa kalmaya başlayınca, seni terk etmeyen tek dostun, tek yoldaşın gözyaşıdır. O her yerde her zaman seninledir. Yeter ki iste, yeter ki çağır. O hemen gelir. Gözlerine yaş dolduysa üzülme iyi bak, gözlerinden damlayan gözyaşına. İyi bak neler diyor sana. İyi bak, ne diyor sana… “Ben gözyaşıyım. Allah'ın ilk yarattığı gibi tertemiz, günahsız ve safım. Bana nice hasret sığmış, tasa yerleşmiş. Sizinle var ol-muş, sizinle yaşamışım. Eğer beni sizlerin gözlerine getiren yüreğinizin derinliklerinden çıkıp en Yüce makama çıkan tövbenizse; ben yıldız olur yağarım yüreğinize. Yıldız olur dizilirim kirpiklerinize. Gözlerinizden başlayarak bedeninizi meleklerden bile daha saflaştırır hafifletirim. Uzayın bilinmeyen, bilinmesi de mümkün olmayan noktalarına ışınlarım sizi. Fark edemezsiniz bile. Ben senin Yaradan'ın önündeki acizliğinin şahidi, ispatıyım..Yüreğindeki kibri, kibirden doğan kötü duyguları, hastalıkları yıkar, ruhunu temizlerim. Ben gözyaşıyım. Ayrılmaz dostunum senin. Kötü günde de iyi gün-de de hep gözlerindeyim. Sevincinizde de hüznünüzde de ben varım. Benimle paylaşırsınız her şeyi.. Ben hep gözlerinizdeyim. Yeter ki çağırın beni, yeter ki isteyin beni. Ben gözyaşıyım Allah'ın ilk yarattığı gibiyim hâlâ. Tertemiz ve gü-nahsızım. Dualarınız benimle ulaşır Yaradan'a. Ben varsam siz değerlisiniz. Ben varsam siz rahmete nail olursunuz. Ben varsam merhamet ve vicdanınız sizinle konuşur. Bazen mazluma eşlik ederim, bazen bir anneye. Bazen zenginler çağırır, beni bazen fakirler. Ben kim-seye küsmem, zalime bile. Yeter ki çağırsın beni, yeter ki isteyip yüreğini açsın bana. Yeter ki “gel” desin. Ben gözyaşıyım. Hemen gözlerinde biterim. Bensiz yapamazsınız. Nasıl ki toprağın bağrına ekilmiş bir tohum, gökyü-zünün ağlamasına ihtiyaç duyarsa, kalbinizdeki sevda ağacı da beni ister. Pınar olur, beslerim ben onu. Merhamet benle başlar. Sevda benimle hayat bu-lur. Kalpler benimle büyür. Hayat benimle güzeldir. Peygamberler bile vazgeçmedi benden. Ben onların mirasıyım. Kıymetimin farkına varın ve çağırın beni. Unutmayın, ben gözyaşıyım” Biraz olsun huzura kavuşmak için gözyaşı vazgeçilmez bir güzellikse eğer; yüreğimizde saklı kalmış ne varsa apaçık bırakalım gözyaşlarını. O anlatsın suçlarını, sevdalarını. Yüreğinde saklayamayız ki. Gözümüzden yaş akmasa, divane olduğumuz ge-celerde yürek neye dayanabilir ki? Bir damla gözyaşı, yüreğini, duygularını yaşat-maktır. Kararan, çıkmazda olan sözlerini bırak, bir damla gözyaşına… October 27 YOKLUĞUNYOKLUĞUN KOR YAPAR BU YÜREĞİ...YANGIN YERİ OLUR BÜTÜN BENLİĞİM VARLIĞINA AZAD EDİLMEYİ BEKLER DURUR... October 26 Seninle Olmanın En Güzel Yanı Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek. Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun? ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek. Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun? Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek... Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun? Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak. Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun? Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek. Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun? Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak. Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun? Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime. Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun? Nereden bileceksin? Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım. Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım. Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni.. Ama sen hiç benimle olmadın ki... BU GECE CANIM SENDEN ÇEKTİBu gece canım senden çekti..neden dir bilmem...senden bir parça almak için uykumdan kalktım..gerçi hiç uyumamıştım ya...uyur gezer vaziyette,uyur uyumaz haldeydim...ilacım sendin,peki sen nerdeydin...bulmam lazımdı seni,bulmak içinse aramam..önce gözyaşlarıma sordum,belki gözlerimden kayıp gitmişssindir..belli mi olur,sen göcmen kuş gibisin sevgilim,nerde sıcak orda sen...kalbime sordum seni,beş dakka önce çıktı dedi..nereye gitti dedim..söylemedi..anlaşılan kalbimide ayartmışssın..helal olsun,yaman kızmışssın...damarlarımdan akan kana sordum..hiç görmedik dedi..nerde olabilirsin dedim kendi kendime..bir hazine daha nerde saklanabilirdi ki... hatıralarıma sordum..o gittiğinde biz yoktuk dedi..hatıralarımdan bir parça da sen olamazdın..bütün hatıralarım sendin..neden kandırdın beni...gülüşlerime sordum benimle alay etti..bana neden soruyorsun ki dedi..benim sebebim oysa,benden daha fazla seviyorsun onu dedi..kıskançlık yaptı,bilsemde söylemem dedi..yani anlıyacağın gülmenin kapısından kovuldum...duygularıma sordum seni,hiç bıkmadan usanmadan..duygularım cevap veremedi..duygularım neydi..sensen benim duygum,bu içimdeki heyecan ne...neden kibirli asi ve hala dik başlıyım... sana geceleri fısıldadığım kelimeler sordum seni..meleğime,sultanıma sordum..biz bileyiz dedi..biz sadece betimlemeyiz..tavsiriz..biz o değiliz..iyice kanatlarım kırıldı..olduğum yere çöktüm..gecenin kör karanlığından daha kördü umudum...nedendir bilmediğim,tarifini daha yayınlayamadığım bir sen vardın ya..sende gittiysen,gelmiceksen,ben seni nerde arayayım...sen ayrılıkta olamazsın ki..ayrılık şeytandır,zalimdir..sen meleksin,ve mutluluksun... sabah olamk üzereydi ve ben hala seni bulamamıştım..güneşin ilk ışıkları bir parça göz yaşıyla karşıladı beni..yanlış anlama ağlayan ben değil güneşti..ben sana söz vedim ağlayamam...güneş seni benim yanımda görememişti..şaşkındı..sanki ilk kez isteyemeyerek doğuyordu...üstümde o senin çok sevdiğin elbisemi giydim,ve kelimi saklayan şapkamı taktım..kapıyı kapatırken gülüşlerimi yanıma aldım bir tek..malum sen beni bir tek gülüşlerimden tanırdın..en çok gülüşlerimi severdin.. karşıma çıkan ilk dilenciye sordum seni..aldım haberini,sabah kahvaltı etmişssiniz..bilirim seversin,düşenin elinden tutmayı..bende düştüm benimde elimi tutarmısın elimden bir gün...falcı kadına uğradım..bu gün gitmemişssin..kalbime baktı sessizce..kulağıma senden bir ipucu verdi..ama anlayamadım ki..güller satan ufak bir kız çocuğu gördüm yolda..sana beni sordu..bir gül sıkıştırdı elime..siftahını bende yaptı yani..gül bana,ben güle bakıyordum..ama ne benim dilimden,ne de ben onun dilinden anlıyordu..susmuşttum..sağır,kör,ve dilsizleri oynuyordum...üç maymunu sergiliyordum..aslında üç maymunun üçüde ben oluyordum..sen gitmiştin,ben bilmiyordum..sen gitmiştin ve ben görmemiştim,sen gitmiiştin ve ben duymamıştım ayak seslerini.... çaresiz evimin yolunu tuttum..bir efkarlı sigara içiminde bağışladım kendimi..sorgulamadım..sen bir soru veya sorun değildin ki..sonra bitki düşen vücudumu yatağın üstüne attım..yarı ölür bir vaziyetteydim artık..bir ara telefonum çaldı..uyandım,baktım ama sen değildin..arayansa zaten önemli biri değildi..yorgunluk kahvesi yaptım kendime..bir kahvenin kırk yıl hatrı varya..sende kahve gibiydin işte..kırkyıl kadar uzun,kırık yıl kadar keyif verici... ilk bulduğum yerde oturup ağlıyacaktım...sana verdiğim sözse umrumda değildi artık..ama ben en çok kollarında ağlamak isterdim...sessiz sedasız çöllerinde ağlamak isterdim..kendimi son kez düşünceme bırkatım,düşüncemse bana adilik yapıp beni uykuya sattı...uyudum senin hayalini yanıma alıp..sonra bir el uzandı,çalar saatle beraber..gözlerimi açtım bu sendin..gelmiştin...anladım ki yaşadıklarım aslında bir gün yaşamaktan korktuklarımdı..... sen gitmemiştin aslında,giden hep bendim senin kalbine........ October 24 CAN EFENDİMAkma!! Gözyaşım..Ne Olur Akma Yüreğime.. Söndürme Bağrımdaki Ateşimi..Yansın Değme... Dur!! Gözyaşım.. Dokunma İçimdeki Çöle.. Ben Razıyım..Yansın Yürek..Feda Olsun CAN EFENDİME.... MEVLANADAN SÖZLER· Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi
ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. · Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır. . Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş.. . Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır.. . Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir.. · Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok. . Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.. · Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç? · İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir. · Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır. · Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır. · Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır. · Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç? · Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır. · Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir. · Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner? · Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar · Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir. Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç. · Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür. · Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır. · Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler? · Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese? · Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler · Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir. · Dünya malı, bedene tapanlara helaldir. · Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır. · Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır. · Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır. · Kötü nefis, yırtıcı kuştur. · Hırsın yemdir, cehennemse tuzak. · Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler. · Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın. · Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır. · Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da. · Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet'in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de. • Ey gördüğü güzele takılıp kalan kişi! Onun sûretini görüyor, mânâsından, yâni, ahlâkının güzel mi, çirkin mi olduğundan gâfil bulunuyorsun. Eğer akıllı bir adam isen sedefteki inciyi bul .
• Dünyadaki kalp sedefleri, yâni, bedenlerimizin hepsi de can denizinin feyzi ile diridir. • Ne vakte kadar testinin şekli, biçimi ile üstündeki nakışlarla oyalanıp duracaksın? Testini şeklini, nakşını bırak da içindeki suyu ara.Yani, insanların güzelliklerine, dış görünüşlerine bakma da ahlâklarına, huylarına, tabiatlarına bak. • Ama her sedefte inci yoktur.Gözünü aç da her birinin gönlüne, içine bak. • Onda ne olduğunu, bunda ne olduğunu ayırt et.Çünkü, o değersiz biçilmez inci, pek az bulunur. • Şekle bakarsan dağ, bir la’le göre yüzlerce defa büyüktür. • Görünüşte elin,ayağın, saçın, sakalın gözüne göre yüzlerce defa büyüktür. • Fakat, gözünün bütün uzuvlardan daha kıymetli olduğunu sen de bilirsin. • Gönlüne gelen tek bir düşünce yüzünden de, yüzlerce cihan bir anda baş aşağı devrilir gider. • Pâdişahın bedeni de, görünüşte diğer insanların bedeni gibidir.Fakat yüzlerce asker, onun arkasından koşar. Onun izinden yürür. • Sonra, o pâdişahın şekli, görünüşü de, bir gizli düşünce tarafından sevk ve idare edilir. • Şu sonsuz, sayısız halka dikkatle bak, hepsi de bir düşünceye dalmış, yeryüzünde sel gibi akıp gitmede . • O düşünce, halk nazarında önemsiz küçük bir şeydir. Fakat, sel gibi dünyayı sürükler götürür. • Görüyorsun ki, dünyada her hüner, her sanat bir düşünce ile meydana gelmede, olmadadır. • Evlerin, köşklerin, şehirlerin, dağların, ovaların, nehirlerin; • Balığın deniz yüzünden diri olduğu gibi;yeryüzünün, denizin, güneşin, göğün düşünce ile hayat bulduğunu görüyorsun da • Neden körleşiyorsun, aptallaşıyorsun da beden sana Süleyman gibi büyük; düşünce, karıca misali küçük görünüyor? • Neden gözüne dağ pek büyük de; düşünce fare biri zayıf görünüyor? Neden dağı kurt gibi görüyorsun? • Dünya, senin gözünde büyüyor, sana korku veriyor; buluttan, gök gürültüsünden, gökten titriyor, korkuyorsun? • Ey eşekten de aşağı olan kişi! Taşın nasıl bir şeyden haberi yoksa senin de düşünce dünyasından haberin bile yok. Sen düşünce dünyasından eminsin, gâfilsin. • Çünkü sen bir şekilden, kalıptan ibâretsin; akıldan payın yok. Sen, insan huylu değilsin ,insan şeklinde bir eşek sıpasısın. • Bilgisizliğinden ötürü sen, gölge varlığı insan sanıyor,insan görüyorsun da ,bu yüzden sence insan ,bir oyuncak ,değersiz bir varlık oluyor. • Düşünce ve hayâlin örtüsüz, perdesiz, kol kanat açacağı, bütün sırların meydana çıkacağı kıyâmet gününe kadar dur bekle… • O zaman dağların yün gibi yumuşadığını, şu soğuk ve sıcak yeryüzünün yok olduğunu görürsün. • Gel, gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel... • Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyim. Ben Hz. Muhammed'in (s.a.v.)ayağının tozuyum. Biri benden bundan başkasını naklederse; Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim.. • Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız. Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir... • Güneş olmak ve altın ışıklar halinde, Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim. Gece esen ve suçsuzların ahına karışan, Yüz rüzgarı olmak isterdim.. • Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap.. • Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz, Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz.. • Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir. Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır. • Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini, Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil. • Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. • Önce farenin şerrini defet, sonra buğday biriktirmeye çalış. • İnsan yüzlü pek çok şeytan var, her ele el vermemek gerek. • Herkes herkese bir lokma bir şey verebilir ama boğaz bağışlamak, ancak Allah'ın işidir. • Çok insan gördüm, üzerinde elbisesi yok; çok elbise gördüm, içinde insan yok. • Tatlı suyun başı kalabalık olur. • Putların anası, nefsinizin putudur. • Ecel verileni almadan önce, verilmesi gereken her şeyi vermek gerekir. • Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar. • Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır. • Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. • Kurdun kuzuyu yemeye niyetlenmesinde şaşılacak bir şey yok. Şaşılacak olan odur ki, bu kuzu, kurda gönül bağlamış, aşık olmuştur. • Ne kadar bilirsen bilirsen bil söylediklerin karsındakinin anlayabildiği kadardır. • Doğrudan nasihat, kişiyi yaralar. • Hayatta muvaffak olmak için üç şey lazımdır: Dikkat, intizam, çalışma. • Her şeye doğru demek ahmaklıktır, fakat her şeye yanlış demek de zorbalıktır. • Akil, ask ve can! Bu üçü üçgendir. Her derde çare, her yaraya merhemdir. • Dertli adamın kararsızlıklarla, dumanlarla dolu bir evi vardır. Derdini dinlersen o eve bir pencere açmış olursun. • Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. • Düşüncen gül ise sen gül bahçesisin, diken ise dikenliksin. • Komşularından av kapmak aslanlara ayıptır, köpeklere değil. • Dünya alimin kıymetsiz oyuncağı, delinin de değerli salıncağıdır. • Aşksız olma ki, ölü olmayasın Aşk ile öl ki, diri kalasın... • Eğer dostun yoksa niçin aramıyorsun. eğer dost buldunsa niçin sevinmiyorsun. • Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşıdakinin anlayabildiği kadardır. • Bir kimseyi tanımak istiyorsan düşüp kalktığı arkadaşlarına bak. • Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, Onu aramamak demektir. • Hiç bir el, gönülden gizli bir is yapamaz. • Ezelî, ebedî hayata ve sonsuz sevgiye mâlik olan Allah’tan başka, ne gökyüzü ne yıldız, ne de başka bir varlık görürsün.
GÜZEL SÖZLERBir gün dünyada tüm dertlere çare bulunur. Ama SERVET, ŞEHVET, ŞÖHRET mikrobuna yakalanmış olanlara deva bulunamaz. Eflatun Bir yerde gören göz yoksa, orada güzellikle çirkinlik birbirine eşittir. Hafizi Sirazi Arkadaşların ateş gibidir. Azı nimet, çoğu felakettir. Hz. Ebu Bekir (r.a) Kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar. Montaigne Öyle alçak bir kapıdır ki açlık, geçilmesi zaruri oldu mu, insan artık ne kadar büyükse, o kadar çok eğilir... Victor Hugo Adaletin hakim olduğu yerde silahın yeri yoktur... Amyot Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir. Pascal İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. Victor Hugo Bir düşmanı affetmek, bir dostu affetmekten daha kolaydır. Mme Dorothe Delusy Başkalarını sık sık affedin, ama kendinizi asla. Publilius Syrus Beraber ağlamaktaki tatlılık kadar hiç birşey kalpleri birbirine bağlayamaz. Rousseau Başkalarının bilgisi ile bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz. Montaigne Akıllı bir insan kazandigi paranin birazını, aldığı nasihatın ise bir çoğunu bir yana koyar. Harry Carns Akıllı adam hem kitapları, hem de doğrudan doğruya hayatı okur. Lin Yutang Akıllı bir kimse, düşmanından da akıl öğrenmeyi ihmal etmez. Beydeba Aklın gücüne hiçbir engel karşı duramaz. Marcus Aurelius Akıllılar, zayıf taraflarını bildiklerinden yanılmayacaklarını ileri sürmezler. Thomas Jefferson Her zaman aklımızın ardısıra gidelim, halkın takdiri de canı isterse arkamızdan gelsin. Montaigne Akıllı olmakta bir şey değil, muhim olan o akli yerinde kullanmaktır. Descartes Akılsızlar hırsızların en zararlılılarıdır. Zamanınızı ve neşenizi çalarlar. Goethe Ben bilmediğimi bildiğim için diğer insanlardan akıllıyım. Sokrat Akıllı bir insanın dünyası bütün dünyadır. Aristofanes Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılamayacak kadar güçlü olur. Benjamin Dizraelli Bazı amaçlar o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olmak bile zafer sayılır. Eti tadan köpek, artık kuru ekmeğe dönmez. Ahmet Haşim İnsanlığın büyük ve muhteşem eseri, bir amaçla yaşamayı bilmektir. Montaigne Kadınlar zayıftır ama analar kuvvetlidir. Victor Hugo Birbirimizi bağışlayabilmeden önce, birbirimizi anlamamız gerekir. Emma Goldman Hakiki arkadaşlık, sıhhatten farksızdır.Kıymeti, ancak elden gittikten sonra anlaşılır. Golti Hiçbir arkadaş arkadaşlığını ispat edene kadar gerçek arkadaş değildir. October 23 HÜZÜNHüzün hüzzâm makamında bir şarkıdır,bolca mi bemol ve fa diyezli.. Hüzün kahverengidir,siyah olamayan ve yeşile çalamayan.. Hüzün bugündür,parçalı bulutlu bir kent,belkide damla olup yüzüme düşmeye hazırlanan gökyüzüdür.. Hüzün,son kez olduğunu bilerek sevgiliye sokulup uyumaktır uyanmaya korkmadan,kokusunu içine çekmektir,izini sürebilmek için.. Hüzün arada kalmaktır..Bir sonraki adım için erken gelen bir an,bir öncekine geç kalmıştır.. Hüzün sisli bakar,karanfil kokar..Uyku uyanıklık arası şafak vakti düşleridir.. Hüzün bir pencereden uçuşan tül bir perdedir,bir kadın eli tarafından toparlanıveren.. Hüzün bomboş sokakta nereden geldiği anlaşılamayan bir çocuk kahkahası,çığlık çığlığa uçuşan bir kırlangıç ve bazen sepya bir fotoğraftır bir annenin albümünden.. Hüzün ortadadır,mutluluğa da karamsarlığa da eşit uzaklıkta,zamanı ileri yada geri alabilmektir,hayal kurmaktır.. Hüzün yanında olmasını beklerken çalan bir telefondan gelen sestir,gelemeyeceğini söyleyen.. Hüzün acıyı azar azar çekmek,zehirlemeden kendini acının sefasını sürmektir.. Hüzün hüzzam makamlıdır,bittiğinde havada asılı birkaç nota bırakan bir şarkı.. MUTLULUKMUTLULUK ; Bazen doruk kadar varılması güç, Bazen gelincik kadar ömrü kısa, Bazen bir öpücük kadar sıcak, Bir veda kadar soğuk, Ama asla imkansız değildir.. HANGİSİ...?Yasli kizildereli reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmus, az ötede birbiriyle bogusup duran iki köpegi izliyorlardi. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahti ve oniki yasindaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler
dedesinin kulübesi önünde bogusup duruyorlardi.
Dedesinin sürekli göz önünde tuttugu, yanindan ayirmadigi iki iri köpekti bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpegin yeterli oldugunu düsünüyor, dedesinin ikinci köpege neden ihtiyaci oldugunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz oldugunu anlamak istiyordu artik. O merakla, sordu dedesine. Yasli reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sirtini sivazladi.
"Onlar" dedi, "benim için iki simgedir evlat." "Neyin simgesi" diye sordu çocuk. "Iyilik ile kötülügün simgesi. Aynen su gördügün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onlari seyrettikçe ben hep bunu düsünürüm. Onun için yanimda tutarim onlari." Çocuk, sözün burasinda, mücadele varsa, kazanani da olmali diye düsündü ve her çocuga has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi: "Peki, dedi. Sence hangisi kazanir bu mücadeleyi?"
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle bakti torununa:
"Hangisi mi evlat?
''Ben hangisini daha iyi beslersem!" SIMUZERBüyük çinar bir kiyidaydi, küçük çinar öbür kiyida. Aralarinda bir irmak akardi. Birbirlerine bir irmak kadar yakin, ama bir irmak kadar da uzaktilar. Büyük çinar olgundu, ergindi, deneyimliydi, adi Zer'di. Küçük çinar ise, tazeydi, canliydi, adi Sim'di. Ikisini ayiran irmagin ismini Firak koymuslardi. Çevrede baska agaç yoktu sanki. Onlar sadece birbirlerini görür, sever, özler ve isterlerdi. Baharda süslenir, yazda yapraklanir, güzün sararir, kisin soyunurlardi. Filizlenip yapraklanmalari kavusma arzusundandi, sararip solmalari ayrilik acisindan. Kar, firtina, ayaz oldumu, Zer, Sim için üzülür, Sim de Zer için kaygilanirdi. Tek dilekleri vardi: Kavusmak! Ayaklari yoktu ki kossunlar birbirlerine, kanatlari yoktu ki uçsunlar. Hiç olmazsa birisi irmagi geçebilseydi! Hayir, imkansizdi bu. "Yanyana olsak!" derdi Zer. "Cancana yasasak!" derdi Sim. Günes etrafi aydinlatmaya basladimi neselenir, battimi üzülürlerdi. Gerçi karanlik da engel olamiyordu onlara. Sabahlara kadar hayaller kuruyor, rüyalar görüyorlardi. Gece mehtaba bakarlardi ikisi de. Bu ortak görüntü, birbirlerine bakiyorlarmis gibi bir his verirdi onlara. Semaya bakarken hayal kurmalari daha kolay oluyordu. "Parlayan ay!" derdi Zer. "Ikimize pay" diye tamamlardi Sim. Gerçi konusmadan da anlasirlardi, ama zaman zaman da konusurlardi. Rüzgar sirdasiydi onlarin. Fisiltilarini tasirdi. Kiyidan kiyiya siirler, iç çekisleri, özlem çigliklari götürüp getirirdi. "Yaninda olsam!" derdi Zer. "Yanimda olsan" derdi Sim, bir yanki gibi. Bir de kuslar vardi! Halden anlayan kuslar. Gelirler, dallarinda yuva kurar, kollarinda uyur, anne olur, baba olurlardi. Derinden derine ah eden agaçlarin postacilariydi kuslar. Mektuplasirlardi bazan, biribirlerine yapraklar gönderirlerdi. Rüzgar, özel bir ulak gibi çalisirdi o zaman. Zer'in yapraklari Sim'e uçar, Sim'in sayfalari da Zer'e konardi. Bazen müzikti tasinan, bazen siir. Sevgi, özlem, ayrilik sözleri söylerlerdi birbirlerine. Bir sirlari vardi aralarinda. Adini söylemiyor, ama en yogun biçimiyle paylasiyorlardi. "Sendeyim!" derdi biri. "Bendesin!" derdi digeri. Söz ve anlam gibiydiler. Görünürde ayriydilar belki, ama hakikatte birdiler. Buna inanirlardi, ama yine de kavusma arzusuyla yanmaktan alamazlardi kendilerini! "Sen büyüksün, ben yetersizim" derdi Sim, incecik sesiyle. "Sen baharsin, ben yazim" derdi Zer. Sonra ikisi birden haykirirlardi: "Ben yok, sen yok, biz variz! Birbirimizi tamamlariz!" Evet, yanyana degillerdi, ama onlar kavusma sevincini baska türlü yasarlardi. Sonbahar geldimi ikisinin de yapraklari dökülürdü yere. Özlemle sararan yapraklardi bunlar. Rüzgarla karsi kiyilara uçusan yapraklar birbirine karisirdi o zaman. Kendileri kavusamasa da parçalari kavusmus olurdu böylece. Esintilerin tesiriyle yaprak yapraga oynasirlardi. Bir kavusma yöntemleri daha vardi: Gölgeleri, yapraklari, siirleri, özlemleri, sevgileri suya dökülürdü. Irmak, vuslat yuvalari olurdu. Su aynasinda beraber görünürlerdi. Sevinirlerdi! Buna da raziydilar, ama bu hal uzun sürmedi. Ormana bir oduncu geldi. Korkuyla titrediler. Eli baltali adam, hangisini kessem acaba, diye bakinmaya basladi. Bir celladin gözleriydi gözleri! Hem Zer, Hem de Sim, celladi kendilerine çagiriyorlardi. "Bana gel, beni kes! Bak, ben çok yasadim!" diyordu Zer. Sim ise, "Ben tazeyim, beni kes, zorluk çikarmam sana!" diye haykiriyordu. Oduncu, ince ve kolay olana yöneldi. Henüz hayatinin baharini yasayan Sim'i kesti, devirdi. Tasisin diye atti irmaga. Zer'in göklerde yankilanan feryadini isitmedi bile. Zer, "Beni de, beni de kes!" dediyse de duyuramadi sesini. Giden sevgilinin ardindan aciyla inledi. Rüzgara yalvardi o zaman. "Lütfen es!" dedi. "Hiç esmedigin bir güçle es! Firtina ol!" "Niçin?" diye sordu rüzgar. "Beni suya devir! Bak, o gidiyor!" dedi, Zer. Durumu kavradi rüzgar. Görülmedik bir hizla, siddetle ve tutkuyla esti, esti, esti. Firtina oldu. Zer'in yillanmis gövdesi dayanamadi bu firtinaya, suya devrildi. Sim'in ardi sira akmaya basladi. "Elbet bir yerde bulusuruz" diyordu. "Nasilsa ayni yöne gidiyoruz!" Öyle de oldu... Yüze yüze bir kereste fabrikasinin önüne vardilar. Adamlar geldi yanlarina, ikisini de irmaktan çikardilar. Kestiler, biçtiler, tahtalar haline getirdiler, depoya götürdüler. Depocu üst üste koydu parçalarini. Aylarca kurudular orada, hayatlarindan eser kalmadi. Duygulari ise dipdiriydi. Gece oldumu fisildasiyorlardi aralarinda. Tek dualari vardi: Asla ayrilmamak! Ilahi merhamet gecikmedi... Bir mobilyaci aldi tahtalarini. Atölyesine götürdü. Güzel bir çalisma masasi yapti. Satmak için vitrine koydu. Masanin içinde fisildasiyorlardi simdi. "Bir olduk artik" diyorlardi. "Bu masaya bir isim gerek." Geceler boyu düsündüler. "Simuzer" olsun dedi, Zer. Iki isim teke inecekti böylece. "Olsun" dedi, Sim. Vitrindeydiler. Caddede bir adam ve bir kiz gördüler. Hizli yürüyorlardi. Aceleleri vardi sanki. Birlikteydiler, ama ayri gibiydiler. Onlarin da aralarinda bir irmak mi vardi yoksa! Gönül gönüleydiler, ama el ele degillerdi. Bir sirlari mi vardi acaba? Söylenmemis sözler gibiydi erkek. Yazilmamis siirlere benziyordu kiz. "Bize benziyorlar" diye fisildadi Sim. Aylar birbiri ardinca geçti gitti. Vitrindeydiler yine. Masanin üstünde bir gölge hissettiler, bir erkek gölgesi. O adamdi! Yaninda "yazilmamis siir" yoktu simdi. Nerelerdeydi acaba? Adamin gözlerinde hüzün vardi. Yüzü gülerken eslik etmiyordu gözleri. Tebessümünü yitirmisti adam. Onu arar gibi israrla masaya bakiyordu. Içeriye girdi, pazarlik etti, masayi aldi, odasina götürdü. Siirler yazacakti üstünde! Yaziyordu da... Sim ve Zer bu durumdan memnundular. Hayatsiz bir yasantilari vardi iste! Kupkuru bir hayatti bu. Olsun! Siir yaziyordu ya adam, az sey miydi! "Ona yardim edelim," dediler. "Ne yapalim?" diye sordu Zer. "Ona bizi anlatalim! Isitsin de ögrensin sevgimizi. Belki bizim de destanimizi yazar." Gece konusacaklardi. Hep gece konusurdu onlar. Geceyi beklerse isitebilirdi adam. Konustular da. Adam, gecelerde hiç mahrum kalmadi ilhamdan yana. Birlikteydiler, mutlu olmalari gerekirdi, ama degillerdi iste. Bir sizi vardi gönüllerinde, ince bir sizi. Yasanmamis hayatlardan kalan bir bosluk gibiydi! Kötü evliliklere benzemisti bu beraberlik. Böyle olmamaliydi... Zer, derin bir ah etti. Kendi kendine konusur gibi "Nehrimizin kiyisinda yanyana olsaydik!" dedi. "Can cana yasasaydik!" diye inledi, Sim. Aci dolu sustular. Dallarini, yapraklarini, kus civiltilarini, yagmur sipiltilarini, irmak türkülerini, rüzgar ugultularini hatirladilar. Iç geçirdiler... Artik, ne baharlar vardi, ne de yazlar. Simdi kupkuruydular. Gözyasi bile dökemeden uzun zaman agladilar. Fisildasmalari dileklere dönüstü. Her gece bikmadan usanmadan tekrar ediyorlardi. Geriye dönüs imkansizdi, anlamislardi, ama ileriye gidis mümkündü, bunu farkettiler. Yalniz hatiralar yoktu ki, ümitler ve hayaller de vardi. "Cennette olsak!" diyordu, Sim. "Yanyana yasasak!" diyordu, Zer. "Önümüzden bir irmak aksa..." "Irmak bizi ayirmasa..." "Dallarimiza kuslar konsa..." |
|
|